UNUTTUKLARIMIZ -2-
O kadar çok şey unutulmuş
ki, tek sayfa yetmeyecek gibi görünüyor. Bu nedenle yeni eklenen unutulanlar
bilgilerini bu sayfaya aktardık. İşte Son eklenen Unuttuklarımız…
HAYIR
AŞI: Bulgur pilavının üzerine haşlanmış horoz ya da
tavuk eti konularak yapılan ve daha çok insanların bir belayı başlarından
savuşturduğunda ya da bir dilekleri olduğunda ve yahut ta dilek dilediklerinde,
özellikle çocukları toplayarak yedirdikleri bir yemektir. 3-4 sofralık kadar olanları görülmüştür ama
genelde 1 sofraya konur ve herkes o sofradan yerdi.
KISTIRMA:
Camide mevlüt okutulunca, cami cemaatine hayır niyetine bisküvi arasında lokumu
sıkıştırarak ikram edilirdi. Sonrasında bu adet yerini gofret, çikolata,
şekerleme türü gıdalara bıraktı.
OT
ÇAYI (ADA ÇAYI): Bunu unutulanlar köşesine koyduk ama
unutulmadığını biliyoruz. Neden burada. Onun cevabı da yazının içinde… Bakıcak,
aşağı dere (guzgunluk arkası), aktepe, çay deresi, kiraz ve köprü deresinin çakıllı
ve beyaz topraklı dik tepelerinde, bulunan yabani bir bitkidir Adaçayı. Köyde
iken kıymetini tam bilmediğim bu çayı şimdilerde gayet severek içiyorum.
Nedenine gelince; Türkiye’nin çeşitli yerlerinde de bu çaydan var ama farklı.
Bizim ada çayını saatlerce kaynatın zerrece acılık olmaz. Ama dışarıdaki ada
çaylarını kaynak suya atsanız ve fazlaca bekletseniz acılıktan içemezsiniz. Bir
de memleket hasretini bu yolla gideriyor da olabilirim bu ayrı konu. Bu çay
eskiden özellikle ramazan bayramlarında odalarda mahallenin yaşlılarınca özel
bir yöntemle pişirilirdi. Köz ateşi üzerindeki bir kaynatma içine ya da bir
bakır (bakırdan yapılma, içi kalaylı bakraç) içine yeterli miktarda su, bal
(şeker yerine), buna ilaveten limon, karanfil ve ada çayı konur, bunlar güzelce
kaynatılır ve şerbet adı altında gelenlere ikram edilirdi. Hayatımda bir kez
içtim. Tadı hala damağımdadır. Kaç kez
yapmaya çalıştım. Bir türlü o tat yok. İşte bu yüzden unutulanlar köşesine
ekledim.
ÇİĞDEM
KAZMAK: Çocukken baharları açan çiğdemleri
hatırlamayanınız yoktur her halde. Şimdilerde bahar mevsiminde kasabada
bulunamadığım için hala açar mı bilmem ama, bizim çocukluğumuzda beyazlı sarılı
çiğdemler açardı köyün mezarlığında, kırambağ yamaçlarında… Mahallenin
çocukları toplanır, özel bir adetmiş gibi toplu olarak çiğdem kazmaya giderdik.
Hatta sizler de bilirsiniz, annelerimiz bizim fazla uzağa gitmemizi engellemek
için olsa gerek “Çiğdem yiyenin çocuğu olmaz” derlerdi. Allahtan doğru
değilmiş… Bu çiğdemlerin isimleri de vardı ama şimdi inanın ben de
hatırlamıyorum. Ama bir tanesi siyah kabuk içinde bembeyaz olurdu ki onun tadı
diğerlerine nazaran gayet güzeldi.
KÖPÜK
HELVASI: Eskiden Eşek veya atına yüklediği güğümlerle köpük
helvası satan, hatta buna satmak denmez takas eden bir köpük helvacısı gelirdi.
Köy halkı bir tabak mısır veya fasulye vb. para edecek yiyecek karşılığında,
satıcının miktarını belirlediği oranda yine aynı tabağa köpük helvası
doldururdu. Böyle alış veriş yappanlar yada yaptığını hatırlayanlar vardır
aranızda. Ne hikmettir bilinmez ama o köpük helvasının (marketlerden alınanlar
öyle değil) tadı hala damağımdadır.
DONDURMACI:
Motorsikleti ile nereli olduğunu tam bilmediğim ama ya Ağaçbeyli tarafından geldiğini,
yada o tarafa gittiğini gördüğüm ve tarlada çalışırken dondurma alıp,
yiyebildiğiniz bir dönem de yaşadık bu kasabada.
İLK
PAZARLAMACILAR: Bu ne biçim başlık diyebilirsiniz. Ama öyle bir
başlık işte. Bundan 20-25 yıl öncesinde kapı kapı dolaşıp, belki düzgün
giyimli, kıravatlı okumuş kişiler değildi ama bizim köye de pazarlamacılar
gelirdi. İçinizden hadi ordan dediğinizi duyar gibiyim. Bohçacıları hatırlayın.
At arabasıyla köyün kenarına yerleşen çingeneler bohçalarını sırtladıkları gibi
köye dağılırlardı. Bir taraftan bir şeyler satarlar, bir taraftanda dilencilik
(isdicilik) yaparlardı. Çocukluğumda hatırlıyorum da; bir keresinde bohçacının
birisi ile Kilcigilin Ali Osman dayı öylesine bir pazarlığa tutuşmuşlar ve
satıcının ilk söylediği rakamın yanında komik sayılabilecek (100 liraysa 5 lira
gibi) bir rakama o basmayı almıştı.
DİLSİZ
DİLENCİ: Çingenelerin dilencilik yaptığından bahsederken
köyde dilencilik yapan ve yakasına bir iple bağlı sağır ve dilsiz olduğunu
gösteren bir yazıyı asmış dilencimiz geldi. Birgün Asvarlıgile (Kilcigilin
Ramazan dayıgil) doğru giden harman yerinde bu dilencinin peşinden
koşturuyoruz. 7-8 çocuk dilencinin arkasından "DİLSİZ- DİLSİZ" diye
bağırıyoruz. Adam önce bizden kurtulmaya çalıştı. Baktı ki olmadı. Peşinden bir
küfür etti ki hepimiz şaşırıp kalmıştık.
SİNEMA
(SİNEMACI İMİN DAYI): Noregilin İmin Dayının Sinemasını kaç kişi
biliyor? Bizler son demlerine yetiştik. Bizden 4-5 yaş büyük olanlar o dönemi
doya doya yaşayanlardan. Serdar Gökhan, Cüneyt Arkın, Eşref Kolçak, kötü adam
rolünde tabiî ki de Erol Taş’ın, Hayati Hamzaoğlu’nun oynadığı çok sayıda film.
Biz bayramlarda gidebilirdik. Giderdik gitmesine de üst üste dizilmiş gibi
tahta sandalyelerde otururduk. Üst katı da vardı. Orada da oturulurdu. Üst kattakiler
çekirdek yer, kabukları alt kattakilerin kafasına düşerdi. Karate filmleri de
revaçta olan filmlerdendi. Bu filmleri izleyip dışarı çıkınca, her birerimiz
BRUCE LEE olurduk sanki. Karate yapmaya çalışanlar, Ama yine de keyifli, renkli günlerdi.
GADİR’İN
KAHVESİ: Sinemanın videoya yenik düştüğü 1985’li yılarda
bizim köyde de İmin dayının sineması kapanmıştı. (Tam kapanış yılını
hatırlamıyorum.) Türkiye’deki genel teamül gereği artık filmler videoda
izleniyor, şimdilerde herkesin VCD, DVD aldığı gibi ekonomik düzeyi yüksek
insanlar video alıyorlardı. Köy yeri için de çözüm bulunmuştu: bir kahvehanede
video filmlerini izlettirmek. Orası işte başlıkta bahsettiğimiz Gadir’in
kahvesi. Burada Kemal Sunal’ın filmlerini bilmem kaçıncı defa izlemişizdir. Bazı
arkadaşlarımız, bu filmlerin repliklerini ezbere bilir, bilmem kaçıncı defa
izlemesine rağmen ilk defa izliyormuşçasına kahkahalarla gülerdi. Yukarıda da
bahsettiğimiz gibi bizim kuşak Sinemaya tam anlamıyla yetişemedi ama Videoyu
doya doya yaşadı.
Unutulanlar içinde bizim de unuttuklarımız ve buraya
alamadıklarımız vardır elbette. Bunları da değerli hemşerilerimiz tamamlarsa
hem biz hatırlarız, hem de diğer misafirlerimiz.