UNUTTUKLARIMIZ
Neleri unutmadık ki?
Şöyle bir 20-25 yıl
öncesine dönüp bakınca, o kadar çok şey kayboldu hayatımızdan, dolayısıyla
bizlerden…
İşte onlardan bazıları…
YÖRÜK KERVANLARI: Eskiden
Yörükler kervanlar halinde geçerlerdi köyümüzden (O zamanlar köydü Yayalar
Kasabası). Yazları Bulkaz Dağı’nı aşıp Afyon tarafına doğru giden, keçili,
koyunlu, develi, atlı Yörükler geçerdi. Önce uzaktan bir toz bulutu görürdük.
Sonra köyün batı girişinde bulunan gölün yakınında konaklarlardı. Bazı köylüler
geleneksel misafirperverlikle onlara kucak açardı. En azından hallerini sorar,
sohbet ederlerdi. Koca kervanı ağırlamak köy yerinde kimin haddine. Aynı
şekilde güzleri de yayladan dönüşte uğrarlardı köyümüze. Şimdi 15-20 yaşındaki
delikanlılarımız bunları hatırlamaz bile. Kıl payıyla kaçırdılar bu ilginç
dönemi.
GOCAGÖL:
Gocagöl diye bir gölümüz vardı eskiden. Şimdi yerinde yeller esen, adından
başka hiçbir şeyi kalmayan bir göl. Kışları buz tutardı. Bizde üzerinde
kayardık. Bazen buzlar kırılır, suya düşenlerimiz de olurdu; ama oyuncakların
olmadığı o dönemde bu tarzda bir riske girmeye değerdi. Baharları kenarındaki
söğüt ağaçlarının altında çingeneler konaklardı. Sepet örer, kasnak çakar,
kalbur, elek yaparlardı. Yazları ördekler yüzerdi sularında. Kurbağa
vıraklamaları ile olurdu akşamlar. Gölün taşan suları Kurtluöz’e akardı. Sonra
o gölü dolduran sular kesildi önce. Peşinden göl kurudu. Peşinden de gölün
diğer güzellikleri. Şimdi yerinde malzemeleri parçalanmış bir çocuk parkı ve
sonradan dikilmiş üç-beş akasya var.
GURTLUÖZ:
Gocagölü anlatırken aklıma geldi. Bir de Kurtluöz’ümüz vardı. Dibekönü’nden
başlar, ve Kocagöl’e kadar uzanır, oradan a Budaklar Köyü ile aramızda kalan Banaz
Çayı’yla birleşirdi. Konumu itibarıyla köyün en basık yeri burasıydı.
Dolayısıyla yağan yağmur suları toplana toplana buraya gelir ve buradan
köyümüzü terk ederdi.
ÇAMUR:
Yağmur olur, köy yeri olur da çamur olmaz mı? Hem de ne çamur. Çevre köylerde ve
ilçede dillere destandı Yayalar’ın çamuru. İyi hatırlarım, Kış sonrasında
çözülen buzlarla yollar çamur deryasına dönerdi. Çizmelerimizden taşıp içine
çamur girdiği yerler olurdu köyün yollarında. Unutulmasına üzülemediğim nadir
şeylerdendi bu çamur.
ESKİ MAHALLELER:
Kasabamızın eski dönemlerinde yani köy ikenki mahalleleri de unutulanlar
arasında. Mesela Asar mahallesini ya da Asar Çeşmesinin yerini kaçımız bilir.
(Terzigil, Hentelerin İmin ve Mazanların Davut’un evinin ortasında kalan bir
sokak çeşmesi vardı. İşte onun adına Asar çeşmesi, bunun çevresindeki yerlere
de Asar Mahallesi denirdi.) Şaçvurmaz mahallesi veya çeşmesi de aynı şekilde.
(Düdükler, Henteler ve Canbazlar’ın ortasında bulunan sokak çeşmesi ve
çevresinin adı idi Saçvurmaz.) Cami çeşmesi adından da anlaşılacağı üzere,
Köyün ilk camisinin duvarına yaslı şekilde yapılmış bir çeşme idi. Çeşmelerden
başlamışken bir de Koca çeşme vardı ki, Şimdiki belediye meydanının olduğu
yerde, Herekgile doğru bakardı. Bu meydana da Çeşmenin üstü derlerdi eskiden.
Daha eskisinde bunu ben de hatırlamıyorum. Burada bir göl varmış. Buraya gölün
başı derlermiş. Neyse gelelim hatırladığım dönemlere… Büyük kavak ağaçları
vardı. Bildiğimiz selvi kavaklardan. Birkaç tane de delice kavak. Önce selvi
kavaklar kesildi. Sonra orası park oldu. Sonra Muhtarlık binası Ortaokul oldu.
Sonrasında delice kavaklar da kesildi. Oluşan boşluğa şimdiki Belediye binası
yapıldı.
KUYULAR:
Kuyular diye bir mevki ya da mahalle bileniniz var mı? Ya da Kuyuların orada
top oynayanınız? Orası da neresi, Yayalardan mı bahsediyorsunuz derseniz,
cevabımız evet olacaktır. Bugün yerinde Kur’an Kursu binasının olduğu yerde
eskiden su kuyuları vardı. Kuyulardan su alındığını ben hatırlamıyorum ama
kurumuş kuyuları iyi hatırlarım. Köyün gençleri orada maç yaparlardı. Bizim
yaşımız tutmadığından oynayamazdık ama, izleyici olmak için yaş sınırı yoktu.
Rahatlıkla izlerdik.
SOKAK ÇEŞMELERİ:
Su, kuyu, göl derken sonradan YSE’nin yaptığı ama hiçbir zaman eski çeşmelerin
yerini alamayan sokak çeşmeleri de vardı. Bunların en bilinenleri ve itibar
göreni Dübekönü çeşmesi idi. Çünkü yakınında büyük bir delice kavak ve dibek
vardı. Bu dibekte düğün öncesinde damat ve sağdıçlar, davul zurna eşliğinde
eğlenirler, hem de keşkek döverlerdi. Bu nedenle de diğerlerinden daha revaçta
bir çeşme idi. Yine Hanımgilin orada, Çomukgilin orada, Gıvrıkgilin orada,
Topalmusagilin Ahmet Ali Dayının evinin orada ve okulun orada da YSE yapımı
sokak çeşmeleri vardı.
SENEKLİK:
Sulardan başlamışken devam edelim. Seneklik neresidir bileniniz var mı? Burası
Çay Deresi mevkisinde Banaz Çayı’nın dağa yaslandığı bir kıvrımın adıdır.
Burası neden unutuldu. Çünkü eskiden köylüler, çamaşırlarını burada, derenin
suyu ile yıkarlardı. Kirli çamaşırlar eşeklere, traktörlere vb. taşıma
araçlarına yüklenir ve buraya getirilirdi. Dere kenarından odun toplanır ve
ateş yakılır, bu ateşte kazanlarla su kaynatılır ve bu su ile çamaşırlar
yıkanır, derenin suyu ile de durulanır, yine dere kenarındaki ağaçlara
serilerek kurutulur, akşam da eve temiz ve kuru çamaşırlarla dönülürdü. Burası
bir nevi çamaşırhane
gibi
işlerdi. Yine aynı şekilde Küçükçay üzerinde (Ark deresinde) çamaşır yıkanırdı.
YAĞMUR DUASI:
Yağmur duası yapılırdı. Ben 3 tane yağmur duası yapıldığını hatırlıyorum. Tam
detaylarını karıştırabilirim ama önce Köyün çocukları toplanır ve Hasan
tepesine yuvarlak çakıl taşı toplamaya götürülürdü. Bu çocuklara şeker vb.
tatlı şeyler ikram edilirdi. Çocukları çakıl toplamaya köyün yaşlılarından
birisi götürür ve bu kişi asasını kaldırınca çocuklar AMİN diye hep bir ağızdan
bağırırlardı. Hatta bu işleme AMİN ÇIĞIRIŞMAK denirdi. Bunların topladıkları
taşlar, camiye götürülür ve burada köyün hocaları tarafından bu taşlar adedince
dua okunurdu. Okunan taşlar bir çuvala konulur, harman yerine (Mezarın oradakine
veya Civelekgilin oradakine) tüm köylü toplanır duanın kalan kısmı bitirilir.
Kuranlar okunurdu. Bu arada köylüye yemek ikram edilirdi. Çevre köylerden de
davetliler olurdu. Duanın bitimine yakın dua eden halkın çevresinde kalabalık
70-80 adetlik koyun-kuzu sürüsü dolaştırılırdı. Bu tören bittikten sonra musluk
denilen (bunu hiç görmedim ama bir at kafası olduğunu bizden birkaç yaş
büyüklerden duymuştum) hayvan kafa tası ile birlikte okunan dua adedini
gösteren çakıl taşları; küçük çay ile büyük çayın birleştiği yerde suyun altına
konulurdu. Duanın hikmetinden midir bilemiyorum ama bir keresinde yağmur duası
sonrasında iyi bir yağmur yağmıştı ve afat (afet) olacak diye iki çayın
birleştiği yere gömülen çakıl taşlarının bir kısmının tekrar çıkarılmış ve yağmurun
azaldığı görülmüştü. Hatta çevre köylerde “Yayalarda yağmur duası yapılırsa
mutlaka yağmur yağar” diye bir kanaat de oluşmuştu. Ama yine hatırladığıma göre
Bir keresinde yağmur duası yapılmasına rağmen yağmur yağmamış, bunun üzerine
tekrar duaya da çıkılmıştı.
KİLLİK:
Killikler vardı unutulan. Kil, şampuanların-sabunların olmadığı dönemde
temizlik aracı olarak kullanılan bir toprak türüdür. Köyün Budaklar tarafındaki
tepelerinde kil ocakları denen kil çukurları vardı. İnsanlar buralara gelirler
ve kil kazarlardı. Bu killerle de çamaşırlarını ve kendi saçlarını yıkarlardı.
EV SIVAMA:
Evler sıvanırdı. Bugünkü manasıyla badana edilirdi. Ama toprakla… Duvar beyaz
toprağa saman karıştırılarak yapılan harçla sıvanır, yerler ise kızıl toprak
ile karıştırılan samanla. Saman toprağın çatlamasını önler. O nedenle harın
içine eklenirdi. Bu sıva işlemi sonrasında mis gibi toprak kokardı evin her
tarafı. Bu topraklar da kil ocakları gibi toprak ocaklarından kazılarak
getirilen özel topraklardı. İnsanlar özel olarak toprak kazmaya giderdi.
KERPİÇ KESME:
Evler kerpiçten yapılırdı eskiden. Köye yakın bir yerde toprak çapalanarak,
sürülerek kabartılır, sonrasında saman ve su ile iyice alışıncaya (kıvama
gelinceye) kadar çiğnenirdi. Bir anekdot aktarayım: Oynamasını bilmeyen köyün
gençleri ile dalga geçmek için “Çamur çiğner gibi oynuyor” ifadesi
kullanılırdı. Kıvama gelen çamurdan harç kerpiç kalıplarına dökülür ve güneşte
kurumaya bırakılırdı. Kuruyan kerpiçler evin inşaatında
tuğla
olarak kullanılırdı. Bu işler imece usulü yapılırdı.
HARMAN İŞLERİ:
Harman yerlerinde döven sürülürdü, biçer-döverler çıkmazdan önce. Ekinler
tırpanla tarlada biçilir. Kağnılarla harman yerlerine taşınır, burada at, eşek,
öküz ya da traktörün çektiği dövenlerle başağından tanesi ayrılır, rüzgar
desteğinde yabalarla tanesi diğer kabuklardan ayrılırdı.
KIŞ HAZIRLIĞI:
Eskiden insanlar kışlık yiyeceklerini kendileri hazırlarlardı. Bulgur kaynatır,
tarhana yaparlar, fasulye, bamya, biber, domates kuruturlardı kışın yemek için.
SERGİ:
Sergiye gidilirdi eskiden. Üzüm sermek için yakın akrabaların ve eş-dostun
toplandığı, kalabalık bir ortamda ziyafetlerin verildiği diğer yörelerde Bağ
Bozumu diye aktarılan işler, bizde sergi olarak karşılığını bulmuştu. Sergi
sermekten, üzüm toplamaktan ziyade amaç eğlenmek gibi bir şeydi. Bir çeşit dost
ahbap buluşması yaşanırdı sergilerde.
HIDIRELLEZ:
Hıdırellez olurdu eskiden. Şimdi sanki Hıdırla (Hızırla) Ellez (İlyas)in
buluşma yıldönümü unutulmuş, Nevruz kutluyor insanlar. Oysa nevruzu bilmezken
bizim insanımız Hıdırellezi kutlardı eğlencelerle.
DEREDE YÜZMEK:
Yaz tatillerinde deniz kenarı, sahil nedir bilmezdik bizler. Yüzmek deyince
akla Çayderesinde Şadettin Dayının bağından Banaz Çayına balıklama atlamak
gelirdi aklımıza. Ya da, iki çayın birleştiği yerde yüzmek. Son dönemlerde
Hacıiyipgilin havuz da rağbet görür olmuştu ama çok sürmedi.
BALIK TUTMAK:
Eskide kalan tatlı anılarla anılan konuların biri de derede (Banaz Çayının
geçtiği yerlerde) balık tutmaktı. Bugün 25-30 yaşından büyük çoğu erkek balık
tutmuştur bu derelerde. Şimdi balık bulmak bir yana yazları su bile bulunmuyor.
YATIYA KALMAK:
Dereden bahsedilir de yazları derede yatıya kalmaktan bahsedilmez mi? Yine
Çeşme deresi, ark deresi, bakıcak, aşağı dere gibi bağ ve bahçelerin bulunduğu
yerlerde, eskiden Dam diye tabir edilen evlerde insanlar kalırlardı. Burada hem
bağ ve bahçeleri beklerler, hem de köye gidip gelme zahmetine girmeden işlerini
yürütürlerdi. Taşıma araçları artınca derede yatıya kalmak da hatıralarda hoş
bir anı olarak kalan şeyler arasında kaldı.
CUMİYAŞAMLIĞI (CUMAAKŞAMLIĞI):
Bu adeti hiçbir yerde görmedim. Belki bizim köye mahsus bir şeydi. Belki de ben
dikkatsiz davrandım bilemiyorum. Eskiden insanlar Cuma akşamları yani Perşembe günü
yatsı namazı vaktine kadar, evlerinde olan yiyeceklerden imkanı kısıtlı olan
komşularına en az bir kişinin bir öğünü karşılayacak kadar olmak üzere
cumiaşamlığı verirdi. El de ne varsa; Bir hafta bir yufka olurdu bu, diğer
hafta kavun karpuz… Hiç fark etmez. Önemli olan paylaşmak, bir komşusuna evinde
olan bir yiyeceği sadece Allah rızası için vermek. Bu güzel adet de diğer
unuttuklarımız gibi tarihin tozlu sayfaları arasında kalanlardan…
SIĞIR ÇOBANLARI:
Eskilerde kalan şeylerden biri de sığır çobanlığı. Bütün köyün ineklerini
otlatan tek bir çoban vardı. Herkes ineğini sabah bu sürüye katar, akşam da
geri alırdı. Fenni yemler çıktı. Sığır çobanlığı da tarihe karıştı doğal
olarak.
ESKİ İLKOKULUMUZ:
Tek katlı ve geniş bir alana yayılmıştı eski ilkokulumuz. Dış duvarlarına
ekli beton kaldırımlarında üç taş ve çizgi oynardık. Arka bahçesinde 5 - 10
dakikalık teneffüsleri fırsat bilerek futbol oynardık, hatta eve varınca
önlüklerimizi çıkarır çıkarmaz hemen aynı yere top oynamaya koşardık. Öğretmenlerimiz
bizi oradan kovalardı biz de pes etmezdik, öğretmenlerimiz gidince hemen yine
başlardık top oynamaya. Şimdi ne oldu o okulumuza; Bir ara Kasabamızın Sağlık
Ocağı oldu, şimdi de top oynadığımız yer Belediye düğün salonu okulumuzun
olduğu yerde belediyenin müştemilatları... Hepsi mazide kaldı.
(Fatih Vural’a hatırladığı ve hatırlattığı için teşekkürler.)
EN
ESKİ İLKOKULUMUZ: Fatih’e tekrar teşekkür ediyoruz. O okulu
hatırlatmasa, bizim de aklımıza En eski ilkokulumuz gelmeyecekti. Eski
ilkokulun bahçesinde Sadıkhocagile bakan tarafta Eski ilkokul vardı. Bizler
onun enkaz haline yetiştik. Bizden sonrakiler hatırlamaz bile. Teneffüslerde o
binanın harabeleri içinde oynardık. Yıkıldı, yıkılmak üzereydi. Sonradan
tamamen yıktılar ve hemen yanındaki lojmanın bahçesi oldu.
SON EKLENEN UNUTULANLAR
BİLGİLERİ İÇİN TIKLAYIN
Unutulanlar içinde bizim de unuttuklarımız ve buraya
alamadıklarımız vardır elbette. Bunları da değerli hemşerilerimiz tamamlarsa hem
biz hatırlarız, hem de diğer misafirlerimiz.