Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Ana Sayfa

Tanıtım

Ulaşım

Gururumuz

Öğrenciler

İdareciler

Unutulanlar

Unutulanlar2

Gelişmeler

Portreler

Sözlük

Basın

Sülaleler

Albüm

Albüm2

Komik

Adetler

El Sanatları

Düğünler

Ramazan

Diğerleri

Bizim Sayfa

Linkler

Z. Defteri

 

 

UNUTTUKLARIMIZ

 

Neleri unutmadık ki?

Şöyle bir 20-25 yıl öncesine dönüp bakınca, o kadar çok şey kayboldu hayatımızdan, dolayısıyla bizlerden…

İşte onlardan bazıları…

 

YÖRÜK KERVANLARI: Eskiden Yörükler kervanlar halinde geçerlerdi köyümüzden (O zamanlar köydü Yayalar Kasabası). Yazları Bulkaz Dağı’nı aşıp Afyon tarafına doğru giden, keçili, koyunlu, develi, atlı Yörükler geçerdi. Önce uzaktan bir toz bulutu görürdük. Sonra köyün batı girişinde bulunan gölün yakınında konaklarlardı. Bazı köylüler geleneksel misafirperverlikle onlara kucak açardı. En azından hallerini sorar, sohbet ederlerdi. Koca kervanı ağırlamak köy yerinde kimin haddine. Aynı şekilde güzleri de yayladan dönüşte uğrarlardı köyümüze. Şimdi 15-20 yaşındaki delikanlılarımız bunları hatırlamaz bile. Kıl payıyla kaçırdılar bu ilginç dönemi.

GOCAGÖL: Gocagöl diye bir gölümüz vardı eskiden. Şimdi yerinde yeller esen, adından başka hiçbir şeyi kalmayan bir göl. Kışları buz tutardı. Bizde üzerinde kayardık. Bazen buzlar kırılır, suya düşenlerimiz de olurdu; ama oyuncakların olmadığı o dönemde bu tarzda bir riske girmeye değerdi. Baharları kenarındaki söğüt ağaçlarının altında çingeneler konaklardı. Sepet örer, kasnak çakar, kalbur, elek yaparlardı. Yazları ördekler yüzerdi sularında. Kurbağa vıraklamaları ile olurdu akşamlar. Gölün taşan suları Kurtluöz’e akardı. Sonra o gölü dolduran sular kesildi önce. Peşinden göl kurudu. Peşinden de gölün diğer güzellikleri. Şimdi yerinde malzemeleri parçalanmış bir çocuk parkı ve sonradan dikilmiş üç-beş akasya var.

GURTLUÖZ: Gocagölü anlatırken aklıma geldi. Bir de Kurtluöz’ümüz vardı. Dibekönü’nden başlar, ve Kocagöl’e kadar uzanır, oradan a Budaklar Köyü ile aramızda kalan Banaz Çayı’yla birleşirdi. Konumu itibarıyla köyün en basık yeri burasıydı. Dolayısıyla yağan yağmur suları toplana toplana buraya gelir ve buradan köyümüzü terk ederdi.

ÇAMUR: Yağmur olur, köy yeri olur da çamur olmaz mı? Hem de ne çamur. Çevre köylerde ve ilçede dillere destandı Yayalar’ın çamuru. İyi hatırlarım, Kış sonrasında çözülen buzlarla yollar çamur deryasına dönerdi. Çizmelerimizden taşıp içine çamur girdiği yerler olurdu köyün yollarında. Unutulmasına üzülemediğim nadir şeylerdendi bu çamur.

ESKİ MAHALLELER: Kasabamızın eski dönemlerinde yani köy ikenki mahalleleri de unutulanlar arasında. Mesela Asar mahallesini ya da Asar Çeşmesinin yerini kaçımız bilir. (Terzigil, Hentelerin İmin ve Mazanların Davut’un evinin ortasında kalan bir sokak çeşmesi vardı. İşte onun adına Asar çeşmesi, bunun çevresindeki yerlere de Asar Mahallesi denirdi.) Şaçvurmaz mahallesi veya çeşmesi de aynı şekilde. (Düdükler, Henteler ve Canbazlar’ın ortasında bulunan sokak çeşmesi ve çevresinin adı idi Saçvurmaz.) Cami çeşmesi adından da anlaşılacağı üzere, Köyün ilk camisinin duvarına yaslı şekilde yapılmış bir çeşme idi. Çeşmelerden başlamışken bir de Koca çeşme vardı ki, Şimdiki belediye meydanının olduğu yerde, Herekgile doğru bakardı. Bu meydana da Çeşmenin üstü derlerdi eskiden. Daha eskisinde bunu ben de hatırlamıyorum. Burada bir göl varmış. Buraya gölün başı derlermiş. Neyse gelelim hatırladığım dönemlere… Büyük kavak ağaçları vardı. Bildiğimiz selvi kavaklardan. Birkaç tane de delice kavak. Önce selvi kavaklar kesildi. Sonra orası park oldu. Sonra Muhtarlık binası Ortaokul oldu. Sonrasında delice kavaklar da kesildi. Oluşan boşluğa şimdiki Belediye binası yapıldı.

KUYULAR: Kuyular diye bir mevki ya da mahalle bileniniz var mı? Ya da Kuyuların orada top oynayanınız? Orası da neresi, Yayalardan mı bahsediyorsunuz derseniz, cevabımız evet olacaktır. Bugün yerinde Kur’an Kursu binasının olduğu yerde eskiden su kuyuları vardı. Kuyulardan su alındığını ben hatırlamıyorum ama kurumuş kuyuları iyi hatırlarım. Köyün gençleri orada maç yaparlardı. Bizim yaşımız tutmadığından oynayamazdık ama, izleyici olmak için yaş sınırı yoktu. Rahatlıkla izlerdik.

SOKAK ÇEŞMELERİ: Su, kuyu, göl derken sonradan YSE’nin yaptığı ama hiçbir zaman eski çeşmelerin yerini alamayan sokak çeşmeleri de vardı. Bunların en bilinenleri ve itibar göreni Dübekönü çeşmesi idi. Çünkü yakınında büyük bir delice kavak ve dibek vardı. Bu dibekte düğün öncesinde damat ve sağdıçlar, davul zurna eşliğinde eğlenirler, hem de keşkek döverlerdi. Bu nedenle de diğerlerinden daha revaçta bir çeşme idi. Yine Hanımgilin orada, Çomukgilin orada, Gıvrıkgilin orada, Topalmusagilin Ahmet Ali Dayının evinin orada ve okulun orada da YSE yapımı sokak çeşmeleri vardı.

SENEKLİK: Sulardan başlamışken devam edelim. Seneklik neresidir bileniniz var mı? Burası Çay Deresi mevkisinde Banaz Çayı’nın dağa yaslandığı bir kıvrımın adıdır. Burası neden unutuldu. Çünkü eskiden köylüler, çamaşırlarını burada, derenin suyu ile yıkarlardı. Kirli çamaşırlar eşeklere, traktörlere vb. taşıma araçlarına yüklenir ve buraya getirilirdi. Dere kenarından odun toplanır ve ateş yakılır, bu ateşte kazanlarla su kaynatılır ve bu su ile çamaşırlar yıkanır, derenin suyu ile de durulanır, yine dere kenarındaki ağaçlara serilerek kurutulur, akşam da eve temiz ve kuru çamaşırlarla dönülürdü. Burası bir nevi çamaşırhane gibi işlerdi. Yine aynı şekilde Küçükçay üzerinde (Ark deresinde) çamaşır yıkanırdı.

YAĞMUR DUASI: Yağmur duası yapılırdı. Ben 3 tane yağmur duası yapıldığını hatırlıyorum. Tam detaylarını karıştırabilirim ama önce Köyün çocukları toplanır ve Hasan tepesine yuvarlak çakıl taşı toplamaya götürülürdü. Bu çocuklara şeker vb. tatlı şeyler ikram edilirdi. Çocukları çakıl toplamaya köyün yaşlılarından birisi götürür ve bu kişi asasını kaldırınca çocuklar AMİN diye hep bir ağızdan bağırırlardı. Hatta bu işleme AMİN ÇIĞIRIŞMAK denirdi. Bunların topladıkları taşlar, camiye götürülür ve burada köyün hocaları tarafından bu taşlar adedince dua okunurdu. Okunan taşlar bir çuvala konulur, harman yerine (Mezarın oradakine veya Civelekgilin oradakine) tüm köylü toplanır duanın kalan kısmı bitirilir. Kuranlar okunurdu. Bu arada köylüye yemek ikram edilirdi. Çevre köylerden de davetliler olurdu. Duanın bitimine yakın dua eden halkın çevresinde kalabalık 70-80 adetlik koyun-kuzu sürüsü dolaştırılırdı. Bu tören bittikten sonra musluk denilen (bunu hiç görmedim ama bir at kafası olduğunu bizden birkaç yaş büyüklerden duymuştum) hayvan kafa tası ile birlikte okunan dua adedini gösteren çakıl taşları; küçük çay ile büyük çayın birleştiği yerde suyun altına konulurdu. Duanın hikmetinden midir bilemiyorum ama bir keresinde yağmur duası sonrasında iyi bir yağmur yağmıştı ve afat (afet) olacak diye iki çayın birleştiği yere gömülen çakıl taşlarının bir kısmının tekrar çıkarılmış ve yağmurun azaldığı görülmüştü. Hatta çevre köylerde “Yayalarda yağmur duası yapılırsa mutlaka yağmur yağar” diye bir kanaat de oluşmuştu. Ama yine hatırladığıma göre Bir keresinde yağmur duası yapılmasına rağmen yağmur yağmamış, bunun üzerine tekrar duaya da çıkılmıştı.

KİLLİK: Killikler vardı unutulan. Kil, şampuanların-sabunların olmadığı dönemde temizlik aracı olarak kullanılan bir toprak türüdür. Köyün Budaklar tarafındaki tepelerinde kil ocakları denen kil çukurları vardı. İnsanlar buralara gelirler ve kil kazarlardı. Bu killerle de çamaşırlarını ve kendi saçlarını yıkarlardı.

EV SIVAMA: Evler sıvanırdı. Bugünkü manasıyla badana edilirdi. Ama toprakla… Duvar beyaz toprağa saman karıştırılarak yapılan harçla sıvanır, yerler ise kızıl toprak ile karıştırılan samanla. Saman toprağın çatlamasını önler. O nedenle harın içine eklenirdi. Bu sıva işlemi sonrasında mis gibi toprak kokardı evin her tarafı. Bu topraklar da kil ocakları gibi toprak ocaklarından kazılarak getirilen özel topraklardı. İnsanlar özel olarak toprak kazmaya giderdi.

KERPİÇ KESME: Evler kerpiçten yapılırdı eskiden. Köye yakın bir yerde toprak çapalanarak, sürülerek kabartılır, sonrasında saman ve su ile iyice alışıncaya (kıvama gelinceye) kadar çiğnenirdi. Bir anekdot aktarayım: Oynamasını bilmeyen köyün gençleri ile dalga geçmek için “Çamur çiğner gibi oynuyor” ifadesi kullanılırdı. Kıvama gelen çamurdan harç kerpiç kalıplarına dökülür ve güneşte kurumaya bırakılırdı. Kuruyan kerpiçler evin inşaatında tuğla olarak kullanılırdı. Bu işler imece usulü yapılırdı.

HARMAN İŞLERİ: Harman yerlerinde döven sürülürdü, biçer-döverler çıkmazdan önce. Ekinler tırpanla tarlada biçilir. Kağnılarla harman yerlerine taşınır, burada at, eşek, öküz ya da traktörün çektiği dövenlerle başağından tanesi ayrılır, rüzgar desteğinde yabalarla tanesi diğer kabuklardan ayrılırdı.

KIŞ HAZIRLIĞI: Eskiden insanlar kışlık yiyeceklerini kendileri hazırlarlardı. Bulgur kaynatır, tarhana yaparlar, fasulye, bamya, biber, domates kuruturlardı kışın yemek için.

SERGİ: Sergiye gidilirdi eskiden. Üzüm sermek için yakın akrabaların ve eş-dostun toplandığı, kalabalık bir ortamda ziyafetlerin verildiği diğer yörelerde Bağ Bozumu diye aktarılan işler, bizde sergi olarak karşılığını bulmuştu. Sergi sermekten, üzüm toplamaktan ziyade amaç eğlenmek gibi bir şeydi. Bir çeşit dost ahbap buluşması yaşanırdı sergilerde.

HIDIRELLEZ: Hıdırellez olurdu eskiden. Şimdi sanki Hıdırla (Hızırla) Ellez (İlyas)in buluşma yıldönümü unutulmuş, Nevruz kutluyor insanlar. Oysa nevruzu bilmezken bizim insanımız Hıdırellezi kutlardı eğlencelerle.

DEREDE YÜZMEK: Yaz tatillerinde deniz kenarı, sahil nedir bilmezdik bizler. Yüzmek deyince akla Çayderesinde Şadettin Dayının bağından Banaz Çayına balıklama atlamak gelirdi aklımıza. Ya da, iki çayın birleştiği yerde yüzmek. Son dönemlerde Hacıiyipgilin havuz da rağbet görür olmuştu ama çok sürmedi.

BALIK TUTMAK: Eskide kalan tatlı anılarla anılan konuların biri de derede (Banaz Çayının geçtiği yerlerde) balık tutmaktı. Bugün 25-30 yaşından büyük çoğu erkek balık tutmuştur bu derelerde. Şimdi balık bulmak bir yana yazları su bile bulunmuyor.

YATIYA KALMAK: Dereden bahsedilir de yazları derede yatıya kalmaktan bahsedilmez mi? Yine Çeşme deresi, ark deresi, bakıcak, aşağı dere gibi bağ ve bahçelerin bulunduğu yerlerde, eskiden Dam diye tabir edilen evlerde insanlar kalırlardı. Burada hem bağ ve bahçeleri beklerler, hem de köye gidip gelme zahmetine girmeden işlerini yürütürlerdi. Taşıma araçları artınca derede yatıya kalmak da hatıralarda hoş bir anı olarak kalan şeyler arasında kaldı.

CUMİYAŞAMLIĞI (CUMAAKŞAMLIĞI): Bu adeti hiçbir yerde görmedim. Belki bizim köye mahsus bir şeydi. Belki de ben dikkatsiz davrandım bilemiyorum. Eskiden insanlar Cuma akşamları yani Perşembe günü yatsı namazı vaktine kadar, evlerinde olan yiyeceklerden imkanı kısıtlı olan komşularına en az bir kişinin bir öğünü karşılayacak kadar olmak üzere cumiaşamlığı verirdi. El de ne varsa; Bir hafta bir yufka olurdu bu, diğer hafta kavun karpuz… Hiç fark etmez. Önemli olan paylaşmak, bir komşusuna evinde olan bir yiyeceği sadece Allah rızası için vermek. Bu güzel adet de diğer unuttuklarımız gibi tarihin tozlu sayfaları arasında kalanlardan…

SIĞIR ÇOBANLARI: Eskilerde kalan şeylerden biri de sığır çobanlığı. Bütün köyün ineklerini otlatan tek bir çoban vardı. Herkes ineğini sabah bu sürüye katar, akşam da geri alırdı. Fenni yemler çıktı. Sığır çobanlığı da tarihe karıştı doğal olarak.

ESKİ İLKOKULUMUZ: Tek katlı  ve geniş bir alana yayılmıştı eski ilkokulumuz. Dış duvarlarına ekli beton kaldırımlarında üç taş ve çizgi oynardık. Arka bahçesinde 5 - 10 dakikalık teneffüsleri fırsat bilerek futbol oynardık, hatta eve varınca önlüklerimizi çıkarır çıkarmaz hemen aynı yere top oynamaya koşardık. Öğretmenlerimiz bizi oradan kovalardı biz de pes etmezdik, öğretmenlerimiz gidince hemen yine başlardık top oynamaya. Şimdi ne oldu o okulumuza; Bir ara Kasabamızın Sağlık Ocağı oldu, şimdi de top oynadığımız yer Belediye düğün salonu okulumuzun olduğu yerde belediyenin  müştemilatları... Hepsi mazide kaldı. (Fatih Vural’a hatırladığı ve hatırlattığı için teşekkürler.)

EN ESKİ İLKOKULUMUZ: Fatih’e tekrar teşekkür ediyoruz. O okulu hatırlatmasa, bizim de aklımıza En eski ilkokulumuz gelmeyecekti. Eski ilkokulun bahçesinde Sadıkhocagile bakan tarafta Eski ilkokul vardı. Bizler onun enkaz haline yetiştik. Bizden sonrakiler hatırlamaz bile. Teneffüslerde o binanın harabeleri içinde oynardık. Yıkıldı, yıkılmak üzereydi. Sonradan tamamen yıktılar ve hemen yanındaki lojmanın bahçesi oldu.

SON EKLENEN UNUTULANLAR BİLGİLERİ İÇİN TIKLAYIN

Unutulanlar içinde bizim de unuttuklarımız ve buraya alamadıklarımız vardır elbette. Bunları da değerli hemşerilerimiz tamamlarsa hem biz hatırlarız, hem de diğer misafirlerimiz.

 

 

Ana Sayfa

Tanıtım

Ulaşım

Gururumuz

Öğrenciler

İdareciler

Unutulanlar

Unutulanlar2

Gelişmeler

Portreler

Sözlük

Basın

Sülaleler

Albüm

Albüm2

Komik

Adetler

El Sanatları

Düğünler

Ramazan

Diğerleri

Bizim Sayfa

Linkler

Z. Defteri