YAYALAR
SÖZLÜĞÜ
ALFABETİK OLARAK
SIRALANMIŞTIR
Yayalar Kasabası’nın günlük yaşantısında kullanılıp da
sözlüklerde bulamayacağınız, belli bir süre sonra da kaybolup gidecek nitelikte
yüzlerce kelime vardır. Bu verilerin toplanmasında emeği geçen Sivaslı.dk editörlerine
teşekkürü bir borç biliriz. Biz de bildiğimiz ölçüde bu çalışmayı geliştirmeye
çalıştık. Ortaya aşağıdaki 419 kelimelik mini sözlük çıktı. Yine bildiğimiz kadarıyla bu kelimelerin
cümle içinde kullanışlarını da vermeye çalıştık. Bu sözlüğü geliştirecek yeni
kelimeleri bizlere ulaştırırsanız onları da ekleyebiliriz.
|
Aa: Hayır.
Örn:Buban geldi mi? Aa, gelmedi. |
Iradıya: Radyo Örn: Iradıyayı getir de
ajansları dinleyelim. |
|
Aba: Abla. Örn:Abana sööle, aş bişirsin. |
Irbık:Toprak ve ağaçtan yapılan saplı küçük su
kabı Örn: Irbık nerde? |
|
Abdeshane: Yüznumara. Örn:Abdeshaneye gidcem |
Iscak: Sıcak Örn: Iscak suyla yıkanmayı
severim. |
|
Abe: Ağabey. Örn:Abeyn geldi mi? |
Isgıran:hamuru kemeye-kazımaya yarayan aygıt. Örn:
Isgıranı nereye koydunuz? |
|
Aca: Amca. Örn:Acan gile haber ver. |
İlan: Yılan. Örn: Evinize ilan girmiş
diyorlar. |
|
Afyon: Haşhaş. Örn:Afyon çapasına gittim. |
İlinti: Keder, merak, şüphe. Örn: Sen ilinti
etme, hepsi düzelir. |
|
Ağa: Ağabey. Örn:Ağa, bubam çağıyo. |
İncedalan: Zayıf ve uzun boylu. Örn: İnce
dalan birisi buradan geçti. |
|
Ağırlık: Başlık parası. Örn:Gız ben sana 3 dönüm
ağırlık verdim. |
İrsal: İshal |
|
Ağız: hayvan doğurunca ilk sağılan koyu süt. Örn:
Ana ağız bişirdin mi? |
İsbirte: Kibrit. |
|
Ahar: Çeşme yalağı. Hayvan yemliği. Örn:Su
içerken ahara düşmüş. |
İsdici: Dilenci. Örn: İsdiciye ekmek
verseydiniz. |
|
Alama: Elle atılabilen büyük taş. |
İsli: Sıcak Örn: İsli bir çay versen
yaa… |
|
Alat: Yaban armudu, Ahlat Örn:Aladı,
göğüken yirsen boğazına alır. |
İteği: Üzerinde un elenen, dokuma bez. Örn:
İteğiyi düzgün yaz. |
|
Amal: İshal Örn:Acan amal olmuş, doktura
gidiyo. |
Kaykı: Sert. Dik başlı. Örn: Bu adam çok
kaykı. |
|
An: Tarla sınırı. Örn: Leyn, tarlayı sürerken
anlığı geçirmişsiniz. Denk sürün. |
Kekiç: Çekiç. Örn: Kekiçle eline vurmuş. |
|
Andık: Sırtlan. Örn:Bu evin hali ne böyle,
andık girmiş gibi… |
Kelem: Lahana. Örn: kelem turşuyu yaptık. |
|
Anışmak: Konuşmak. Örn:Aha biz de sindi seni
anıştık. |
Keleter: Büyük sepet. Örn: Bir keleter tütün
cizdim. |
|
Annıç: Karşı taraf. Örn:Annıçtan geleni
tanıyon mu? |
Kelti: Meşe çalısı. Örn: Keltinin altına tavşan
girdi. |
|
Apapak: Bembeyaz Örn:aferin gız,
çamaşırla apapak olmuş. |
Kenef: Yüznumara. |
|
Ardılmak: Bir yere yaslanmak. Eziyet etmek. Örn:Bugün
bana ardılman, moralim bozuk. |
Kerata: Ayakkabı çekeceği. |
|
Arık: Temiz. Örn:Arık bir göynek versen ya… |
Keri: Sonra. Örn: Bundan keri dikkatli olmak
gerekiyor. |
|
Arınmak: Temizlenmek. Örn:Ev arıttık. |
Kıç: Bacak. Arka. |
|
Arkeç: Arkadas. Örn:Nasısın arkeç. |
Kılıkesik: İki yıllık erkek keçi. |
|
Aş ermek: Hamile kadının bir şeye istek duyması Örn:Aşa
dezen aş eriyomuş. |
Kımsır.: Cimri. Örn: Bu adama bir de kımsır
derler. |
|
Atlamak: Toplamak. Örn:Söke’ye pamık atlamıya
gittiler. |
Kıran: Yamaç, bayır, dağ sırtı. Örn:
Kıranbağa gittik. |
|
Avgan: Su birikintisi. |
Kıtmek: Yapılan bir işte kandırmak kazanmak. |
|
Avlı: Evin önündeki duvarla çevrili meydanlık. Örn:Avlıdan
bir-iki büber getir. |
Kıypmak: Kaymak. Örn: Eskiden gübre
torbalarıyla tepeden kıypardık. |
|
Avsıtmak: Gafil Avlamak. Örn:Dikkat et seni
avsıtmasın! |
Kirelik: Eski evlerde banyo Örn: Kireliğin
kapısını kapat! |
|
Avurt: Dişlerle yanak arasındaki ağız boşluğu. Örn:Avırtlarını
şişire şişire gonuşuyo… |
Köme: Küme, yığın. Örn: Nohut elliklerini
köme yaptık. |
|
Ayakyolu: Yüznumara. Örn:Ayakyoluna gitsen
iyi olcek. |
Kösmek: Yıkılmak. Örn: Bizim mahalledeki oda
kösüldü. |
|
Aygıt: Eşya, araç, alet. Örn:Aygıt işler, el
öğünürmüş. |
Köstekli: Ayakları bağlı. |
|
Ayran gevmek: Aptalca boş konuşmak. Örn:Ayran
gevmenin sırası mı şindi. |
Kumpur: Patates. Örn: kumpur aşı yaptık. |
|
Azat: Büyük palamut ağacı. Örn:Yoğurt
kesesini azadın dalına as. |
Kupa: Cam çay bardağı Örn: Kupaları getir,
çay koyalım. |
|
Azıtmak1: Konuyu uzatıp şiddetlendirmek. Örn:Bu
adam iyice azıttı. Ha bire gonuşuyo. |
Laklak: Sapsız uzun boyunlu toprak sukabı. |
|
Azıtmak2: Yoldan çıkmak Örn:Çok azıttın. Saat
kaç oldu eve gelmeyi bilmiyon. |
Lembir lembir: Ağzına kadar dolu kova veya
havuz Örn: Lembir lembir doldurma. Fazlası zarar verir. |
|
Badılcan: Patlıcan. Örn:Çeşmenin üstüne
badılcan gelmiştir. |
Maket: Divan Örn: Eskiden benim odamda
da maket vardı. |
|
Bakbi: Bakar mısın? Örn:Biri ünnüyo. Bak
bi ne diyomuş. |
Mancar: Pancar. Örn: Mancar yaprağını
ineklere verdim. |
|
Balık oynaması: Şimşek. Örn:Balık oynarken
azadın altında durma. |
Mardalı: İri – yarı. |
|
Baş tutarı: Aile reisi. Örn:Baş dudarı
kalmadı. |
Maşala: Meşale - Yanan odun yığını. |
|
Batman: Büyük bakraç. Örn: Bi batman süt al. |
Me: Al. Örn: Me, şunu acana var. |
|
Baymak: Dayanamamak. Örn:Gonuştukça gonuştu.
Baydı beni yaa.. |
Mehel: Uygun görülen. Örn: Ben oğlumu
kimselere mehel görmüyorum. |
|
Benillemek: Korku ile sıçramak. Örn:Böle
bağırma. Çocuğu benilleteceksin. |
Meldin: Sofra bezi. Örn: Meldini
getirmemişsiniz. |
|
Berenarı: Söyle böyle, üstün körü. Örn:Bu
nebiçim temizlik. Berenarı yapmışın. |
Merdiman: Merdiven Örn: Merdimandan
düştüm. |
|
Beşbıyık: Muşmula. Örn:Bizim kasabada beş
bıyık çok fazla bulunmaz. |
Meymenet: Surat. Örn: Ne biçim adam,
meymenetsizin teki. |
|
Beştata: Rahle, Kur’an okunan küçük masa Örn:Camiye
beştata yaptırdım. |
Mıymıntı: Yavaş çalışan kişi Örn: Mıymntının
birisiydi. |
|
Bet: Hem iyi, hem de kötü anlamında kullanılır.
Bi sontanımız var. Bet iyi. |
Mızmız: Uyumlu olmayan, huysuz, titiz Örn:
Mızmızlık edeceğine, işin ucundan tut. |
|
Bıçık: Vadi, dar geçit. |
Misir: Hindi. |
|
Bıkımak: Hafif dönüvermek. |
Mistir: Mala. |
|
Bibi: Hindi. Örn:Bibileri çevir, avlıya
girmesin. |
Motur: Traktör Örn:Bu gün moturla dereye
gittik. |
|
Bicez: Bir tane. Örn: Bicez evladımı gurda
guşa yim edemem. |
Mugallit: Komik, güldüren Örn: O adam
çok mugallittir. |
|
Bişiyen: Çabuk pişen. |
Musaf: Kur'an-ı Kerim Örn: Musaf
abdassız ellenmez. |
|
Boduç: Küçük toprak su kabı. Testi Örn:Boducu
kim kırdı? |
Mutu: Uyumlu, bağlı, mutlu. |
|
Boğ: Bohça. Örn:Boğunu almış, gidiyo… |
Müzmal: Perişan, zebil. Rezil. Örn:Oynarken
üstünü başını müzmal etmiş. |
|
Bol kursak: Aceleci olmayan, sabırlı. Örn:Ne bol
gursağın var. Sen gelesiye akşam oldu. |
Naca: Nasıl? Örn:Naca geldin buraya? |
|
Bolarmak: Bollaşmak. Genişlemek. Örn:Elim
bolarınca borcumu öderim. |
Naha: ??? Örn:Naha ciğerinden
yanmayasıca!!! |
|
Böce börtü: Böcekler. Örn:Oğlum, orlarda
gezme, böce börtü çıkar. |
Namazlağı: Seccade Örn: Dedene
namazlağıyı getir. |
|
Bubeşçe: Papatya. |
Necabolsa: Nasıl olsa Örn: Nicabossa
buradan geçeceksin. |
|
Bun: Sıkıntılı, kaderli. |
Nemben: Ne bileyim, Nereden bileyim Örn:Nemben
ne etsek? |
|
Buva, buba: Baba. Örn:Buban evde mi? |
Nene: Üvey anne. Örn: Nenedir ama anam kadar
severim. |
|
Bürtlemek: Dışa dogru çıkmak. Örn:Çıbanı
sıktırınca, bürtledi. |
Nerdenk: Salça. Örn:Nerdenlik domates aldık. |
|
Büvelek: Sığır sineği. Örn:Ölen ısıcağında inekleri
büvelek tuttu. |
Netcen: Ne yapacaksın? Boş ver. Örn:Netcen
gari bundan soona. |
|
Caba: Beleş. Örn:Cabasına uğraş, didin sen. |
Nişliyon: Ne yapıyorsun?. Örn: Oğlum
nişliyodur acaba? |
|
Camız: Manda. Örn:Bi camız gördüm. Gıynızları
çok büyüktü. |
Oklağı: Oklava. Örn:Ayşe dezenden oklağpıyı
istesene. |
|
Canez: Canı tatlı. |
Oldum olası: Öteden beri. Örn:oldum olası bu
adamı sevmem. |
|
Carga: Derme – çatma kır evi. |
Omça: Bağ kütüğü. Örn:Omçanın dalını
kırarsan, seneye üzüm vermez. |
|
Cebiş: Bir yaşını doldurmuş keçi yavrusu. Örn:Bubam
adaklık cebiş aldı. |
On: Çoktan bereketli. |
|
Cıbıldak: Fakir. Örn:Akılsızlığının cezasını
cıbıldak kalarak çekti. |
Onmak: Bereketlenmek, huzura kavuşmak. Örn:İki
dünür küsmüşlerdi. Onmuş diye duyduk. |
|
Cırlak: Hemen ağlayıveren. Örn:Bu çocuk ne
kadar cırlak bişiy.. |
Oturaklı: Ağır başlı. Örn: Ne kadar oturaklı
insanmış. |
|
Cırmalamak: Tırmalamak. Örn:Boşuna cırmalama.
Bu motur buradan çıkmaz. |
Oturuşgun: Ağır başlı, olgunlaşmış. Örn:Oturuşgun
adamdır. Böyle bir şey yapmaz. |
|
Cırtlak: Yumuşamış şeyler, Örn:Bu
cırtlak üzümleri mi aldın. |
Öngü: Önündeki, o , sü, yanındaki. Örn:Öngü
odunu gazanın altına sür. |
|
Cızgı: Çizgi. Örn:Biz çocukken cızgı
oynardık. |
Örüzger: Rüzgar, yel. Örn:Örüzger çıkınca
harman savurmaya gideceğiz. |
|
Culuk: Zayıf, küçük tavuk yavrusu. Örn:Culuklara
yim veren oldu mu? |
Ösen: Elbette, herhalde, öyleyse Örn: Ösen
gecikmezler |
|
Cuncunmak: Büyükbaş hayvanlarda gocunmak. |
Övendire: Ucu çivili, uzun, öküzleri yönlendiren
değnek |
|
Cungu: Zayıf ve gelişmemiş tavuk yavrusu. |
Övetlemek: Ayartmak, kışkırtmak. |
|
Çağıl: Taş yığını. Örn:Tarlanı sel basmış.
Her yer çağıl dolu. |
Öykmek: Öngörerek hareket etmek, emsal,
göstermek |
|
Çampır: Patişka kumaş. |
Pabıç: Ayakkabı. Örn: Pabıçların en güzeli
onundu. |
|
Çapar kapar: Aceleci. |
Palçıklı: Derli toplu olmayan. |
|
Çapıt: Bez. Örn:Bizim buralarda ağıçlara
çapıt bağlama diye bir adet yoktur. |
Pamıklızıbın: Arasına pamuk konulmuş kalın
iç giysisi Örn: Artık paıklızıbın giyen kimse kalmadı. |
|
Çardak: Derme-çatma kır evi. Örn:Dereye
çardak kurduk. |
Parpıl: Yürümesini bilmeyen, düşe kalka yürüyen.
Örn: Parpıl parpıl gidiyorsun. |
|
Çeki: Başa sarılan kadın yemenisi. Örn: Gelenler
var. Çekini düzelt. |
Patavatsız: Gelişi güzel söz söyleyen. Örn: O
adam Patavatsızın tekidir. |
|
Çelermek: Hayvanların ürkek yürümesi, Koşması. |
Payam: Badem. Örn: Payam ağaçları
pembeli-beyazlı çiçek açar. |
|
Çelme1: Alına düşürülmüş saç demeti. Örn:Çelmen
açılmış. |
Pelit: Palamut ağacının meyvesi. Örn: Keçiler
peliti çok sever. |
|
Çelme2: Yürüyen kişiye ayak koyma. Örn:Çocuğa
çelme takmışlar. Kolu yüzülmüş. |
Per: Küçük çivi. Örn: Per çakarken eline
vurmayasın. |
|
Çelme3:Yazmayı boyun açık olacak şekilde
örtmek Örn: Isıcakta çelme çelmeden duramazsın. |
Peşkir: Havlu Örn: Yeni peşkir aldım |
|
Çığırmak: Çagırmak. Türkü söylemek. Örn:Bizim
olan çok dayı Türki çağırır. |
Pontür: Pantolon Örn: Çocuğa Pontür
alınacak |
|
Çılbak: Çıplak. Varlıksız. Örn:Bu kriz sonası
bir sürü kişi çılbak kaldı. |
Puşukmak: Büyükbaş hayvanlarda ürküp kaçmak. |
|
Çımkışmak: Uyuşmak. Örn:Ayağın çımkışıncaya
kadar aklın neredeydi. |
Pürenlik: Çalılık. |
|
Çıtlak: Kıvılcım. Örn:Ordaki otları temizle.
Çıtlak kayarsa yangın çıkar.. |
Sadıç: Arkadaş, Damadın en yakın arkadaşı. Örn:
Karşıdan sadıçlar geliyor. |
|
Çıtlık: Küçükbaş hayvanlara takılan ağaç süs. |
Sahan: Tabak. Örn: Bizim çocukluğumuzda
alüminyum sahanlar kullanılırdı. |
|
Çile: İp tomarı yumak haline gelecek ip Örn:Bu
çileden bir kazak çıkar mı? |
Sallangıç: Salıncak. Örn: Bizler ipten
sallangıçlarda büyüdük. |
|
Çilemek: Yağmurun hafifçe yağması. Örn:Yamır
çileniyo. Darıları örtelim. |
Samıt olmak: Aptallaşmak, beynin çalışmaması. |
|
Çinil: Omuz. Örn:Pencere açık şekilde yatınca
çinilim tutulmuş. |
Samsorut: Sessizce duran. |
|
Çokmak: Toplanmak. Örn:Kazayı gören herkes,
olay yerine arı gibi çoktu. |
Sangımak: Hafif algılamak. |
|
Çokuşmak: Toplanmak. Örn:Çokuşun komşular, dedeme
bişi oldu… |
Sapısilik: Esaleti belli olmayan. |
|
Çödürmek: Işemek. Örn:Çocuğun çişi gelmiş.
Kenara çödürtüver. |
Sariy: Kiremitli çatı. Sariyde gezinme,
düşersin. |
|
Çücük: Filiz. Örn:Soğanın cücüğünü çok
severim. |
Sası: Tatsız, tuzsuz. Örn: İnsan hasta olunca
her şey sası geliyor. |
|
Dalöğlen: Tam öğle vakti. Örn:Dal ölen gırdan
eve geldim. |
Savan: Ala erkeç. |
|
Dam: Hapishane. Ahır. Örn:Kavga edenleri dama
guymuşla… |
Saymak(Saylamak): İnanmak, kabul etmek. Örn:
Amcalarımızı sayardık. |
|
Damüstü: Evin 2. katı önündeki boşluk alan Örn:Dam
üstüne üzüm serdik. |
Sendela: Sandalye Örn: Sendalaya düzgün
oturun. |
|
Darı: Mısır. Örn:Darı ütsek yer misiniz? |
Senek: Çamdan su kabı. |
|
Dartma: Baş örtüsü. Örn:dartmanı düzgün
bağla. |
Senit: Üzerinde yufka açılan yassı ağaç. Örn:
Fazla bastırma seniti kırarsın. |
|
Dayı: Güzel. Örn:Bu dayı gız kimlerden olur? |
Setire: Eski kadın elbisesi. |
|
Dayıbaşı: Amele başı. Örn:Hava yamırlı olunca
Dayı başı bizi çadıra yolladı. |
Seyis: İki yaşında burulmuş erkek keçi. |
|
Depik: Tekme. Örn:Deli inek depik atmış. |
Seyitmek: Koşmak. Örn: Bbaban kavde, seyirtte
çağır gel. |
|
Dereğonu: Gerçekten Örn:Gırda yangın
var. – Dereğonu mu diyon? |
Sıkı: Fişek, mermi, Müsrif olmayan. Örn: Ava gideceğiz
ama sıkımız az. |
|
Deşleme: Mani. Deyişleme. |
Sıkılcım: Sıkıntı. Örn: Yaş ilerleyince
sıkılcıma gelemiyorum. |
|
Deştevan: Korucu. |
Sıkma: Eski kadın giysilerinden. |
|
Deşteye: Boşuna. |
Sınıktırmak: Bıkkınlık getirmek. Örn: Bu adam
da bizi sınıktırdı. |
|
Dıgıl: Hayvanlara takılan küçük çan. |
Sırça: Cam. |
|
Dığan: Tava Örn:Dığanda yağ gızdırıp,
erişteye dökdün mü çok güzel olur. |
Sırkalamak: Sallamak Örn: Ağacın
dallarını iyi sırkala ki dalda ceviz kalmasın. |
|
Dıkım: Lokma Örn:İki dıkımda ekmeği bitirdi. |
Sırnaşık: Arsız, utanmayan. Örn: Bu çocuk
sırnasık olacak. |
|
Dırtlı: Cılız. Örn:Dırtlı bir koyunumuz var. |
Sıtara: Sevgi, itibar. Örn: İnsanın biraz
sıtarası olur. |
|
Dinelmek: Ayakta durmak Örn:Öyle
ısıcakta dinelme. Otur gölgeye. |
Sıyırma: Taze fasulye. |
|
Dizlik: Kadın donu. Örn:Gelingıza fistan,
dizlik alacağız. |
Sinlenmek: Gizlenmek. Örn: Evin köşesine
sinlenmişler. |
|
Dombey: Manda Örn:Deve dombey mi aldık? |
Soygun: Ev inşaatında kullanılan uzun çamdan
ağaç. |
|
Dömet: Ellik yığını. Örn:Nohut dömetlerini
düzgün koymamışlar. |
Sumsaklamak: Yumruklamak. Örn: Kavgada
birbirlerini sumsaklamışlar. |
|
Döver: Çamın özünden yapılan küçük kiriş. |
Sumsuk: Yumruk Örn: Çocuklar oynarken
bizimkine bir sumsuk atmışlar. |
|
Dutu: Rehin. Örn:Kooperatif dutu istiyor. |
Şalakacı: Şartlatan, arsız, utanmaz. |
|
Duzlama: Buğday ve mısır kaynatması. Örn:Duzlama
yidin mi sen? |
Şamata: Gürültü. Örn: Şamata etmeyin
çocuklar. |
|
Dübek: Keşkek dövülen çukur mermer taş,
dibek Örn:Dübeğin kenarında saatimi unuttum. |
Şapırga: İri yaprak – … kulak: kepçe kulak Örn:
Şapırga gibi tütünleri dizmek çok kolaydır. |
|
Dülek: Olgunlaşmamış kavun. Örn:Düleklere
bakmaya gittik. |
Şaplak: Tokat, şamar. Örn: Şaplak atmanın
gereği yoktu. |
|
Dümbelek: Darbuka. Örn:Bu adam çok güzel
dümbelek çalar. |
Şapşalak:Çam ağacından su içmeye yarayan kap |
|
Dürge: Kağıt veya para demeti. Örn:Bi dürge
saklamış, bi daha bulamamış diyorlar. |
Şarpo: Eşarp. Örn: Bu şarpoyu nerden aldın? |
|
Ebe: Nine. Örn:Ebem beni çok severdi. |
Şavk: Işık, ateş. Örn: Kenara gel, şavkı
kapatıyorsun. |
|
Ebermek: Getirmek. |
Şeytan babıcı: Karalastikten ayakkabı Örn:
Eskiden herkes şeytan babıcı giyerdi. |
|
Ekmek evi1: Yufka yapılan yer. Örn:Ekmek
evine bak bakalım senit var mı? |
Şımarcık delisi: Şımarık,çalım satan |
|
Ekmek evi2: Mutfak Örn:Ekmek evinde ne
bulduysak yedik. |
Şipirdek1: Terlik. |
|
Ellik1: Eldiven. Örn:Annem bana ellik ördü. |
Şipirdek2: Yassı taş Örn: Şipirdek
taşları üst üste dizin. |
|
Ellik2: Nohut, mercimek, gibi hububatların
demeti. Örn:Ellikleri rüzgar uçurmuş. |
Şipit: Lavaş gibi kalın pişmiş yufka Örn:
Sıcak şipit çok güzel olur. |
|
Ellik3: Yabancı topluluk. Örn:Köye gelen
ellikler, gaymakamlıktan gelmiş. |
Şişek: İki yaşında burulmuş erkek koyun. |
|
Emendirmek: Yormak uğraştırmak. Örn:Madem
vermeyecektin, beni niye emendirdin? |
Taal: Tahıl Örn: Eskiden köy çeşmelerinde
taal tutulurdu. |
|
Emsiz: Beceriksiz. Önemsiz. |
Tara: Odun parçalamaya ağaç kesmeye yarayan
aygıt. Örn: Tarayla odun budadım. |
|
Engastan: Şakadan. Örn:Engastan söylediydim.
Nasıl da inanmış. |
Tas: Su bardağı. Bir ölçeğin dörtte biri. Örn:
bir tas ver. |
|
Engücü: Nasıl olsa Örn :Engücü senin
gelirin var. Rahat rahat gonuşursun. |
Taslak: Kavun, karpuz gibi meyvelerin dörtte bir
parçası. Örn: Bir taslak kavun versene… |
|
Enser: Büyük çivi. Örn:Ev yaparken ayağıma
enser batmıştı. |
Tebelleş olmak: Israr etmek, sataşmak. |
|
Entari: Gömlek. Kadın elbisesi Örn: Entarimi
bulamıyorum. |
Temşit: Sahur vakti Örn: Temşit
davulcusu çıktı. |
|
Erkiç: İki yaşını geçmemiş, burulmuş, erkek
keçi. Örn:Erkiç gibi inatçısın. |
Teperotu: Havuç. Örn: Teperotu kış
sebzesidir. |
|
Esi: Yanık odun parçası. |
Ters: Gübre Örn: Domateslere ters atarsan çok
verimli olur.. |
|
Eski: Çamaşır. Örn:Bugün senekliğe eski
yıkamaya gideceğiz. |
Tersik: Gübre ve çöplerin atıldığı yer. Örn:
tersikte gezinmeyin. |
|
Eskibeki: Az kullanılmış elbiseler. |
Terslemek: Tarlaya ters atmak. Örn: Bu sene kavunları
tersleyemedik. |
|
Essah: Gerçek. Örn: Essahtan söylüyorum. Abim
geldi. |
Teyin: Sincap. |
|
Eşi badılcan: Domates. Örn: Eşi badılcan
almayı unutma!!! |
Tezikmek: Küçükbaş hayvanlarda ürküp kaçmak. |
|
Eşire: Kavgacı. |
Tırkaz: Kapı sürgüsü. |
|
Evcimek: Evinin işini iyi bilen, evine bağlı. Örn:
Bu kıza baya evcimek diyorlar. |
Tinsirmek: Hapşırmak. Örn: Tinsirince çok
yaşa denir. |
|
Evetlemek: Acele etmek. Örn: Niye evetliyon
ki, sırası geleni alacaklar. |
Tiyek: Taze asma filizi Örn: Tiyekleri kırmayın. |
|
Evlek: Dönümün dörtte biri. Örn: Çeşme
deresinde bir evlek yerimiz var. |
Toklu: İki yaşına kadar kuzu. Örn: Bu sene
kurbanda toklu keseceğiz. |
|
Ey: Yeter. Örn: Eyyy bee. Bıktırdın artık. |
Tomebirlek: Yuvarlak. Örn: Yombirlek taşlarla
oyunlar oynardık. |
|
Fatma Böcesi: Uğur böceği. Örn:Camdan Fatma
böcesi girdi. |
Topalan: Mide-Karın ağrısı. Örn: Dün topalan
oldum. |
|
Fer: Güç, Kuvvet. Örn: Yemek yiyince
elime-koluma fer geldi. |
Topan yastık: Kırlent. Örn: Bu topan
yastıklar yeni moda mı? |
|
Fistan: Kadın elbisesi. Örn:Fistanın çok
güzelmiş. |
Tosba: Kaplumbağa. Örn: Tosbağa yola çıkınca
araba çapmış. |
|
Fişfişlemek: Kışkırtmak. Örn:Bu böyle
yapmazdı. Birisi fişfişlemiş. |
Tutağıç: Sıcak şeyleri tutmaya yarayan bezden
tutacak. Örn: Çeyizinde çeşitli desende tutağıçlar vardı. |
|
Fişnemek: Mayalanıp kabarmak. Ekşimek. Örn:
Bu tarhana iyice fişnemiş, artık dökmek lazım. |
Uflar: Süsen çiçeği. Örn: Uflarlar
mart-nisanda açar. |
|
Fokurdamak: Şiddetli kaynamak. Örn: Sobanın
üstündeki semaver fokurduyordu. |
Uğra:Ekmek hamurunun yapışmaması için kullanılan
un. Örn: Biraz uğra ver. |
|
Folluk: Kümes Örn: Folluktan yumurta
getirdim. |
Uğumlu: Kanaatli. |
|
Gaga: Ağabey. |
Ulamak: İlave etmek, eklemek. Örn: Şu ipleri
ulasana. |
|
Gakguburak: Neşe, Şenlik. |
Uyku semesi: Uyanınca uyku mahmurluğu Örn:
Uyku semesine bir şey anlamadım ki!!! |
|
Galan: Artık, Gayri. Örn:Galan sen buralarda
durmazsın. |
Uylaşmak: Anlaşmak. Örn: İki taraf uylaştı. |
|
Galek: Boynuz. |
Ümzük: Topraktan yapılmış düdüklü su kabının
çıkıntısı. |
|
Gali1: Sincap. |
Ünnemek: Çağırmak, seslenmek. Örn: Bubana
ünne, çay hazır. |
|
Gali2: Bundan sonra, Örn:Gali derdini
hakime anlatırsın. |
Ürmek1: Şişirmek. Örn: Balonları abin
ürüversin. |
|
Gallangoz: Salyangoz. Örn: Cavırlar galyangoz
yiyomuş. |
Ürmek2: Köpek uluması Örn: Köpek ürünce
hayra çıkmaz derler. |
|
Ganare: Sürüntü, gezenti. |
Ürüsüm: Adet, gelenek. Örn: Bizde ürüsüm
böyledir. |
|
Garadaban: Tavan arası. Örn: Garadabandan
merdimanı indirsene. |
Üslük: Kadın baş örtüsü. Örn: Üslüğüm dala
takıldı. |
|
Garık: Bahçe ve bostanlarda yapılan bölüntü. Örn:
İşçiler garıklara türün dikiyor. |
Ütmek1: Pişirmek Örn: Darı üttük, gel
yiyelim. |
|
Garıkmak: Ses kısılması. Örn: Çok bağırma. Sesin
garıkacak. |
Ütmek2: Kazanmak. Örn: Bunları ben üttüm. |
|
Gari: Gali, galan, artık. Örn: Hadi gari eve
gidelim. |
Varmak: Gitmek, bir kızın birisiyle evlenmesi. Örn:
Bu oğlana mı varacaksın? |
|
Gave: Kahve, kahvehane Örn: Buban gaveye
gitti. |
Velesbit: Bisiklet. Örn: Velesbitten düşünce
kolu kırılmış. |
|
Gavırga: Buğday, mısır, kendir Kavurması Örn:
Eskiden çok gavırga yirdim ama şimdi dişim kalmadı. |
Yağadı: Yağ, ter ve toz-topraktan oluşan kir. Örn:
Saçları yağadı bağladı. |
|
Gavıt: Gavırganın sürtülerek un haline gelmiş
şekli. Örn: Diş galmayınca gavıt yiyoruz. |
Yağır: Hayvanların sırtında oluşan yara. |
|
Gayınna: Kaynana. Örn: Gayınnandan çok mu korkuyorsun? |
Yalık: Mendil. Örn: Eskiden kızlar
nişanlısına yalık gönderirdi. |
|
Gaynata: Eşlerden diğerinin babası. Örn:
Gaynatan geliyor. |
Yalım: Her halde. Galiba. Örn: Gelmeyecek
yalım. |
|
Gaynışık: Yaramaz. Örn: Sen ne geynışık
çocuksun!!! |
Yalıngat: Tek kat, ince. Örn: Yalıngat bir
elbisesi vardı. |
|
Gecenez: Övendirenin ucundaki demir. |
Yanıç: Yengeç. Örn: Çayda balık tutarken ağa
yanıç takıldı. |
|
Gellaba: Ateş almaya / harç karmaya yarayan alet |
Yanış: Desen. İşleme örnegi. Örn: Bu yanışı
nasıl yaptın? |
|
Geme: Fare. Örn: Bütün bostanları geme yimiş. |
Yapış: Elimden tut manasında Örn: Amcama
yapışıp, duvardan atladım. |
|
Gennaba: Yenge, Gelin abla Örn: Gennabam
bize geldi. |
Yarenlik etmek: Sohbet etmek, arkadaşlık etmek. Örn:
Uzun zamandır böyle yarenlik edememiştik. |
|
Geycek: Elbise, giyecek, çamaşır. Örn:
Geyceklerimi getir. |
Yarın: Sırt. Örn: Yarınlarım çok ağrıyor. |
|
Gezem: Bir yaşını geçmiş doğurmamış keçi. |
Yaygı: Yere serilen çul, kilim. Örn: Eskiden
köyün kadınları yaygı dokurdu. |
|
Gılik: Ufak, küçük. Örn: Fidan diktim. Gılik
domatis çıktı. |
Yazma: Baş örtüsü. Örn: Yazmasına güzel bir
oya çekmiş. |
|
Gınık: Beleş. |
Yedek: Cezve. Örn: Bakır yedek aldım. |
|
Gıran: Salgın hastalık. Örn: Gıran mı geldi? |
Yeğ: İyi. Örn: |
|
Gıyık: Yorgan iğnesi. |
Yeğe: Kart. |
|
Gızan: Çocuk. Örn: Gızanları çağırın, yemeğe
oturuyoruz. |
Yen: Elbisenin kol ağzı. Örn: Oynamaya gönlü
olmayan gelin yenim dar dermiş. |
|
Gidişmek: Kaşınmak. Örn: Sırtım gidişiyor. |
Yengattan: Yeniden, yenı baştan. Örn: Bu
temizlik olmamış, yengattan yap. |
|
Goşma: Ardıçtan yapılan 3-4m. Uzunluğunda ağaç. Örn:
Bu evin goşmaları hayli sağlammış. |
Yepelemek: Okşamak, sevmek. Örn: Annem beni
yepeledi. |
|
Govluşmak: Dedikodu yapmak Örn: Beni mi
govluşuyorsunuz? |
Yerinmek: Hoşlanmak, pişman olmak, övünmek. |
|
Göde: Şişman ve sıska. |
Yılık: Eğri. Örn: Ağacın dalı yılıkmış,
altına destek koyalım. |
|
Göğeri: Darı, Bostan, fasulye, soğan gibi
yeşillikler. Örn: Küçüközler bu sene göğeri. |
Yirik: Yırtık, Çok konuşan. Örn: Arabanın
tekeri yirilmiş. |
|
Gölük: Eşek. |
Yompar: Eli hiç bi işe yakışmayan |
|
Göndöndü: Ayçiçeği. Örn: Gündöndü kesmeye
gideceğiz. |
Yönet: Uygun, denk. Önyüz. Örn: Yönet iş
yapmayı bilmezmisin sen? |
|
Götdüş: Kötü alışkanlıklara çeken arkadaş. Örn:
Kendisinin geldiği yetmiyor, bir de götdüşlerini getiriyor. |
Yuka1: İnce. Örn: Duvarın bu tarafı biraz
yuka olmuş. |
|
Götün götün: Geri geri. Örn: Götün götün
giderken duvara çarpmış. |
Yuka2:Yufka. Örn: Teyzemler yuka
yapıyor. |
|
Göynek: İç çamaşırı. Örn: Göyneği sıksan su
çıkar. |
Yumuşmak: Toplanmak, birikmek. Örn: Yumuştuk,
bir çırpıda işleri bitirdik. |
|
Göz: Evin odalarından her biri. Örn: 2 göz
evimiz var. |
Yüklü: Hamile Örn: Yavaş git, yüklü kadın
var. |
|
Gudubet: Yaramaz. Örn: ne gudubet çocuksun
sen? |
Yümek: Yıkamak. Örn: Bugün çamaşır yücez. |
|
Gulü: Hindi. Örn: Gululeri büyütmüşsün. |
Yüreğim yavıncadı: Karnım acıktı Örn:
Yüreğim yavıncadı. Yiyecek ne var? |
|
Gurk: Kümes hayvanlarında kuluçkaya gelme hali Örn:
Gurk tavık bastırdık. |
Yüzcek: Yüz yüze. Örn: Oradan dediğin
anlaşılmıyor. Yüzcek konuşalım. |
|
Güvey: Damat. Örn: Ekiden köyün meydanında
güvey başı derilirdi. |
Zağar: Av köpeği. Örn: Bir zağar buldum, çok
iyi iz sürüyor. |
|
Haney: Toprak damlı iki katlı ev. |
Zangadak: Ansızın. Örn: Karanlıkta bir köpek
zangadanak karşıma çıktı. |
|
Hangırda: Nerede? Örn: Hangırda olduğunu
söylemedin? |
Zangölümü: Beklenmeyen, ani ölüm. |
|
Haranı: Tencere. Ekmek haranısını getirdin mi? |
Zarplı: Güçlü, kuvvetli. |
|
Harım: Ağaç dallarından yapılan bahçe
duvarı Örn: Harımları çocuklar akmış. |
Zere: Tahıl Örn: Bu sene yüz ölçek zere
kaldırdık. |
|
Hava: Şarkı-türkü. Örn: Sesi çok güzeldir.
Bir hava çağırsın da gör. |
Zıbarmak: Ölmek. Ölü gibi sessiz uyumak. Örn:
Çok eziyet ettin. Zıbar artık. |
|
Hayat Ev: Hayata ekli ev. Örn: Bu gece hayat
evde yattım. |
Zıbın: Eski kadın giysilerinden. Örn: Zıbın
diktireceğim. |
|
Hayat: Eski evlerde dışa açık olan bölüm. Örn:
Hayatta duran destiyi getir. |
Zıngıldamak: Sarsılmak. Örn: Bu ev eskimiş.
Yürüdükçe zıngıldıyor. |
|
He: Evet. Örn: Anan evde mi? Hee, evde. |
Zıypmak: Kaymak. Örn: Eskiden buzda
zıypardık. |
|
Henk: Oyun, eğlence. Örn: Eskiden ateş akar,
henge bakardık. |
Ziplemek: Saplamak, sokmak. Örn: Şu kazığı
duvara ziple. |
|
Hışır: Taze dülek. Örn: Kestiğimiz tüm
kavunlar hışır çıktı. |
Zivtinmek: Kaşınmak. Oyalanmak. Örn: Uyuz
gibi zivtinme. |
|
Hopa: Gürbüz ve şımarık. |
Zonklamak: Çok ağrımak. Örn: Dişim zonluyor. |
|
Hoşamatçı: Yağcı, yaltak. |
Zopa: Dayak. Örn: İyi zopa atmışlar. |
|
Hönkürmek: Ağlamak. |
|
3