Free Web Hosting Provider - Web Hosting - E-commerce - High Speed Internet - Free Web Page
Search the Web

Ana Sayfa

Tanıtım

Ulaşım

Gururumuz

Öğrenciler

İdareciler

Unutulanlar

Unutulanlar2

Gelişmeler

Portreler

Sözlük

Basın

Sülaleler

Albüm

Albüm2

Komik

Adetler

El Sanatları

Düğünler

Ramazan

Diğerleri

Bizim Sayfa

Linkler

Z. Defteri

 

 

 

Yayalar Kasabası’nda

Ramazan Ayı ve Hazırlıkları

 

Bu yıl da Ramazan ayına ulaştık. Allah’a şükür. Herkesin Ramazan-ı Şerifi mübarek olsun. Genelde il, ilçe, kasaba vb. tanıtım sitelerinde böyle bölümler bulunmaz ama biz farklıyız. Dolayısıyla Yayalar’da olan her şey bizim sitemizde de bulunur. İşte Ramazan ayı da bizim farklı özelliklerimizi taşıyan çizgileri ile ilginç zaman dilimlerine yolculuk sağlar Yayalar Kasabası’nda…

 

RAMAZAN AYI HAZIRLIKLARI: Ramazan her yerde olduğu gibi bizde de insanları farklı iklimlere, farklı buudlara taşıyan semavi bir zaman dilimidir. Bu uhrevi zaman dilimine hazırlık da tabiidir ki özellik arz eder. Neler mi yapılır Ramazan Ayı yaklaşırken. Öncelikle her evde ramazan boyunca tüketilecek ev erişteleri yapılır. Bunlar özenle açılan hamurlardan, yine özenle kesilerek, hazırlanır ve sonrasında da kavrularak pişirilir. Ramazanda yine çoğu sofradan eksik olmayan komposto (üzüm, erik, kayısı) hazırlıları tamamlanır. Evler, camiler temizlenir. Hatta bir çeşit cami temizleme timi kurulur mahallenin kadınlarından ve camiler en ince noktalarına kadar temizlenir, tozu alınır. Sonrasında camilerin üst katında kadınların teravih namazını kılacağı bölümler perdelerle kapatılır. Bir çeşit ramazan hazırlığı sayılabilecek bir başka hazırlık da, Kasabalılar, vefat eden yakınları için okutacakları mevlitleri, yasinleri bu ayda okutmaya özel bir itina gösterirler. Ramazanda sahur davulunu çalacak kişi tespit edilir.eskiden bir davulcu bütün kasabayı dolaşırken, son yıllarda artık 2 davulcu halkımızı sahura uyandırmakla görevlendirilmektedir. Erkeklerin ve özellikle erkek çocuklarının teravih namazlarında giyecekleri namaz takkeleri özene bezene örülür. Tespihler, hacı yağları (esanslar) hazırlanır. Ve ramazan ayının ilk gecesi beklenir dört gözle…

 

RAMAZAN NASIL YAŞANIR: Neredeyse namaz kılma çağında olan bütün Yayalar halkı camilere koşar, teravih namazı kılmak için. İlk teravih, ilk sahur önemlidir. Yaşı küçük olanlara oruç tutturmak istenmese de, çocukların isteği kırılmasın diye sahura kaldırılır. Büyüklerle sahur yapılır. Sahura kalkma eskiden daha erken saatlerde olurdu. 2-3 gibi mesela. Ama son dönemlerde artık imsak vaktine 1 saat kala kalkıp, sahuru yapmak, sonrasında da sabah namazını kılıp yatmaya itibar edilir oldu. Orucun ilk günü neredeyse herkes (çoluk çocuk derler ya) oruçludur. Öğleye doğru çocuklardan fire veren olsa da ilk iftar da diğerlerinden farklıdır. İftara yakın sıcak sıcak taze ramazan pidesi almak için bunları çıkaran fırınların önünde ya da bakkallarda yoğun bir kalabalık görülürdü. Gündüzden ya da 1 hafta önceden tedarik edilen hurmalar sofraya gelirdi. Hacdan gelen hacıların getirdiği zemzem suyu olanlar ise orucunu açmak için bu suyu hazırlardı. Ve tabii ki karanfiller (yemek sonrası ağız kokusunu önlemek için) ve gül suyu ramazan öncesi tedarik edilerek başköşeye konurdu. Ve illaki de tatlı. Ramazan ayının vazgeçilmezi tatlı, Yayalar Kasabasında da unutulmazdı. Usta kişiler, Kadayıf hamurunu kendileri pişirir, taze taze hazırlarlardı tatlılarını. Son zamanlarda bunlarda hazır alınır oldu ama sofradaki ağırlığı hala fazlacadır tatlıların. Bütün hazırlıklar tamamlanır, her şey sofraya konur ve evin ayağa dönecek küçüğü dışında herkes sofranın başında iftar vaktinin gelmesini beklerdi. Evin küçüğü hariç dedik. Onun bir görevi daha vardı. Oda minaredeki ışıkların yanmasıyla orucu açma vaktinin geldiğini büyüklerine bildirmekti. Ve o an geldiğinde, yani Aşağı caminin ışıkları yandığında ezanın okunmasını beklemeden küçüğün hareketlenmesinden, peşinden de ezanın okunmasından vaktin geldiğini anlardı büyükler. Ve afiyetle oruçlarını açarlardı. İlk günün hürmetine evde ne varsa iftar sofrasında çeşit olarak karşımıza çıkardı. Tabii ki 1-2 lokmadan sonra, ya da çorbadan sonra iştahı kapanalar çoğunlukta olsa da, gündüz yememenin acısını gece çıkaranlar da bulunurdu. Sonrasında da sigara içenlerin en büyük zevk, büyük keyifle cıgaralarını tüttürmekti. Daha sonrasında akşam namazı kılınır ve teravih hazırlığı başlardı. Kadınlar erkeklerden önce camiye giderler ve kendileri için hazırlanan bölümlerde teravih kılmaya hazırlanırlardı. İlk teravih de bir özellik taşır ve büyük bir çoğunluk teravih kılmak için camilere koşardı. Teravih sonrasında ise insanlar kahvelere doğru yavaş yavaş yol alırken, tatlı bir sohbette başlamış olur, çoğu sohbetin konusu da tabii ki yanlışlıkla orucu bozma olaylarını içerirdi. Kahvehanelerde ramazan ayı boyunca oyun (kağıt ve bilumum oyunlar) oynanmazdı. Gündüzü ilk oruçla geçen ramazan ayının ilk gecesi, gündüzün aksine hareketli geçerdi. Kahvehaneler Sahura kadar açık kalır ve insanlar sahur vaktine kadar kahvelerde sohbetler ederlerdi.

Sahur vakti yaşlaşınca ramazan davulcusu sokaklara çıkar ve uyuyan insanları bir sonraki oruca hazırlanmaları için uyandırırdı. Sahur davulcusunun çıkması, kahvehanelerin de kapanma vaktinin geldiğini gösteren bir işaret gibiydi doğal olarak.

Böyle süre giden ramazan ayında günler ilerledikçe oruç tutanların, camiye gidenlerin sayısında azalma başlardı. Teravih namazı öncesinde kasaba halkı, vefat etmiş yakınlarının hayrına mevlit, yasin okutur ve teravih öncesi teravihe gelenlere ikram edilmek üzere kıstırma (finger bisküvi arasına lokumun sıkıştırılması ile ayaküstü yapılıp yenen bir çeşit tatlı), arı maması (gofret), son dönemlerde çikolata vb. şekerleme türleri cami girişinde bir masaya konulurdu. Tabiî ki bunların yanında olmazsa olmaz gül suyu. Gelenlere buradaki tatlılardan hangisi varsa ikramda bulunulur, gül suyu dökerlerdi. Sonrasında tatlısını yiyen, gül suyunu dökünüp güzel kokan cemaat cami içinde safları doldurur ve yanık sesiyle Hasan hocanın (Berbergilin Hasan ya da Çolak Hasan dersek hemşerilerimiz daha net hatırlar) okuduğu mevlidi dinlerlerdi.

Camide ramazana özel bir durum da teravih namazı arasında toplu olarak salâvat getirmek, insanı farklı duygulara sürükleyen bir olguydu. Bu salâvatları okurken içimin bir hoş olduğunu hatırlarım. Son dönemlerde bu salâvatlar yerine ilahi de okunur oldu teravih arasında.

Benim hatırladığım dönemlerde aşağı camide Hüseyin Hoca (Lütfü Hocanın Hüseyin), yukarı camide Hacı Hoca (Merhum Hacı Mustafa Vural) imamlık yapardı. Ramazan ayı ilerledikçe teravih namazını hızlı kıldıran hoca aranmaya başlanır ve o hocanın cemaati diğerinden fazla olurdu.

Benim için ramazanı farklı kılan özelliklerden bir tanesi de çocukluğumuzda teravih sonrası akranlarımızla toplanıp 3-4 değil, 7’erli, 8’erli guruplarla uzun eşek oynamamızdır. Gürcülerin Mehmet dayının evin kenarında küçük bir harman yeri vardı. Orada toplanır ve ciddi sayıda kalabalık bir ekiple uzun eşek oynardık.

Böyle eğlence ve şatafatla devam eden ramazan ayının sonlarına yaklaştıkça cami cemaatinin sayısı azalır, kadir gecesi günü bir anda tekrar bütün herkes camide toplanırdı. Sonraki günlerde azalma olurdu cemaatte ama kadir gecesinden önceki kadar azalmaz ve bayrama kadar belirli bir yoğunlukla devam ederdi.

Ramazanın ilk haftası genellikle insanlar birbirlerine iftara gitmezler, kendi evinde iftar ederdi. Sonraki günlerde karşılıklı iftar davetleri başlardı. Bu da ramazanın ayrı bir özelliği idi.

Bayram yaklaştıkça bu kez de bayram hazırlıkları başlar, baklavalar, tatlılar, şekerler hazırlanırdı. Arefe günü erkekler yakınlarının mezarlarına gider, yıkılan, bozulan yerlerini düzeltir, fatiha okurlardı. Bu işleme “Toprak Atma” denir ve birisi için mesela; “Ahmet dayı, toprak atmaya gitti” denilirdi. Kadınlar ise bayramda yenilecek, eşe-dosta dağıtılacak katmerleri hazırlamakla meşgullerdir. Artık ramazan ayı bitmiş ve bayram kapıya dayanmıştır. Ramazanın çabuk gelip geçtiğini ifade etmek için Yayalarlılar arasında “Recep, Şaban, Ramazan, Hoppala geldi bayram” tekerlemesi sıkça kullanılırdı. Ve gerçektende 11 ay beklenen ramazan gelmiş ve hızla da gitmiştir. Artık bayram yapma günü gelmiştir.

Unuttuğumuz bir şey kaldı. Fitre. Bayram namazından önce verilmesi gereken fitreler ihtiyaç sahiplerine dağıtılmıştır artık. Geç kalanlar ise sabahın erken saatlerinde, bayram namazcıları çıkmadan fitrelerini vermeye çalışırlar.

Bayram namazına kasaba halkından olup da başka yerlerde yaşayanlar da köyde olmaya özen gösterirlerdi. Bayram namazından ilk çıkan kapının önünde durur ve sonraki çıkanla bayramlaşırdı. O da ilk çıkanın yanına durur ve böylece tüm cemaat, namaz sonrası bayramlaşmış olurdu. Bu toplu bayramlaşma için oluşturulan sıranın aşağı camiden Hacıeyüpgile  kadar uzandığı bile olurdu. Kilcigil, Hacıeyüpgil ve Kelçavuşgilin evlerinin arasında kalan boşlukta hocalar beklenir ve hocaların öne geçmesi ile toplu halde ve tekbirler getirilerek musallaya (bizim kasabada musalla taşı mezarın içinde avlu gibi bir yerdedir) doğru yürünürdü. Burada musallanın ön tarafında toplanan cemaat yukarı caminin, son dönemlerde de yeni caminin cemaatini birleşmesi ile toplu bir bayramlaşma yerine dönerdi. Ama burada öncelikle ölülerin ruhuna aşır (bir miktar Kur’an) okunur, sonrasında dağılırken bayramlaşılırdı. Mezarlıktaki toplanmanın ardından özellikle arife günü toprak atmaya mezara gidemeyenler mezarlığa çıkarlar ve vefat etmiş olan yakınlarına fatihalar okurlar, sonrasında da herkes evine dönerdi. Ve böylece bayram başlamış olurdu.

Hepinizin bayramı şimdiden mübarek olsun.

 

3

Ana Sayfa

Tanıtım

Ulaşım

Gururumuz

Öğrenciler

İdareciler

Unutulanlar

Unutulanlar2

Gelişmeler

Portreler

Sözlük

Basın

Sülaleler

Albüm

Albüm2

Komik

Adetler

El Sanatları

Düğünler

Ramazan

Diğerleri

Bizim Sayfa

Linkler

Z. Defteri