Yayalar Kasabası’nda
Ramazan Ayı ve Hazırlıkları
Bu yıl da Ramazan ayına ulaştık. Allah’a şükür. Herkesin
Ramazan-ı Şerifi mübarek olsun. Genelde il, ilçe, kasaba vb. tanıtım sitelerinde
böyle bölümler bulunmaz ama biz farklıyız. Dolayısıyla Yayalar’da olan her şey
bizim sitemizde de bulunur. İşte Ramazan ayı da bizim farklı özelliklerimizi
taşıyan çizgileri ile ilginç zaman dilimlerine yolculuk sağlar Yayalar
Kasabası’nda…
RAMAZAN AYI
HAZIRLIKLARI: Ramazan her yerde olduğu gibi bizde de insanları
farklı iklimlere, farklı buudlara taşıyan semavi bir zaman dilimidir. Bu uhrevi
zaman dilimine hazırlık da tabiidir ki özellik arz eder. Neler mi yapılır Ramazan
Ayı yaklaşırken. Öncelikle her evde ramazan boyunca tüketilecek ev erişteleri
yapılır. Bunlar özenle açılan hamurlardan, yine özenle kesilerek, hazırlanır ve
sonrasında da kavrularak pişirilir. Ramazanda yine çoğu sofradan eksik olmayan
komposto (üzüm, erik, kayısı) hazırlıları tamamlanır. Evler, camiler
temizlenir. Hatta bir çeşit cami temizleme timi kurulur mahallenin
kadınlarından ve camiler en ince noktalarına kadar temizlenir, tozu alınır.
Sonrasında camilerin üst katında kadınların teravih namazını kılacağı bölümler
perdelerle kapatılır. Bir çeşit ramazan hazırlığı sayılabilecek bir başka
hazırlık da, Kasabalılar, vefat eden yakınları için okutacakları mevlitleri,
yasinleri bu ayda okutmaya özel bir itina gösterirler. Ramazanda sahur davulunu
çalacak kişi tespit edilir.eskiden bir davulcu bütün kasabayı dolaşırken, son
yıllarda artık 2 davulcu halkımızı sahura uyandırmakla görevlendirilmektedir.
Erkeklerin ve özellikle erkek çocuklarının teravih namazlarında giyecekleri
namaz takkeleri özene bezene örülür. Tespihler, hacı yağları (esanslar)
hazırlanır. Ve ramazan ayının ilk gecesi beklenir dört gözle…
RAMAZAN NASIL YAŞANIR: Neredeyse namaz kılma çağında olan bütün
Yayalar halkı camilere koşar, teravih namazı kılmak için. İlk teravih, ilk
sahur önemlidir. Yaşı küçük olanlara oruç tutturmak istenmese de, çocukların
isteği kırılmasın diye sahura kaldırılır. Büyüklerle sahur yapılır. Sahura
kalkma eskiden daha erken saatlerde olurdu. 2-3 gibi mesela. Ama son dönemlerde
artık imsak vaktine 1 saat kala kalkıp, sahuru yapmak, sonrasında da sabah
namazını kılıp yatmaya itibar edilir oldu. Orucun ilk günü neredeyse herkes
(çoluk çocuk derler ya) oruçludur. Öğleye doğru çocuklardan fire veren olsa da
ilk iftar da diğerlerinden farklıdır. İftara yakın sıcak sıcak taze ramazan
pidesi almak için bunları çıkaran fırınların önünde ya da bakkallarda yoğun bir
kalabalık görülürdü. Gündüzden ya da 1 hafta önceden tedarik edilen hurmalar
sofraya gelirdi. Hacdan gelen hacıların getirdiği zemzem suyu olanlar ise orucunu
açmak için bu suyu hazırlardı. Ve tabii ki karanfiller (yemek sonrası ağız
kokusunu önlemek için) ve gül suyu ramazan öncesi tedarik edilerek başköşeye
konurdu. Ve illaki de tatlı. Ramazan ayının vazgeçilmezi tatlı, Yayalar
Kasabasında da unutulmazdı. Usta kişiler, Kadayıf hamurunu kendileri pişirir,
taze taze hazırlarlardı tatlılarını. Son zamanlarda bunlarda hazır alınır oldu
ama sofradaki ağırlığı hala fazlacadır tatlıların. Bütün hazırlıklar
tamamlanır, her şey sofraya konur ve evin ayağa dönecek küçüğü dışında herkes
sofranın başında iftar vaktinin gelmesini beklerdi. Evin küçüğü hariç dedik.
Onun bir görevi daha vardı. Oda minaredeki ışıkların yanmasıyla orucu açma
vaktinin geldiğini büyüklerine bildirmekti. Ve o an geldiğinde, yani Aşağı
caminin ışıkları yandığında ezanın okunmasını beklemeden küçüğün
hareketlenmesinden, peşinden de ezanın okunmasından vaktin geldiğini anlardı
büyükler. Ve afiyetle oruçlarını açarlardı. İlk günün hürmetine evde ne varsa
iftar sofrasında çeşit olarak karşımıza çıkardı. Tabii ki 1-2 lokmadan sonra,
ya da çorbadan sonra iştahı kapanalar çoğunlukta olsa da, gündüz yememenin
acısını gece çıkaranlar da bulunurdu. Sonrasında da sigara içenlerin en büyük
zevk, büyük keyifle cıgaralarını tüttürmekti. Daha sonrasında akşam namazı
kılınır ve teravih hazırlığı başlardı. Kadınlar erkeklerden önce camiye
giderler ve kendileri için hazırlanan bölümlerde teravih kılmaya
hazırlanırlardı. İlk teravih de bir özellik taşır ve büyük bir çoğunluk teravih
kılmak için camilere koşardı. Teravih sonrasında ise insanlar kahvelere doğru
yavaş yavaş yol alırken, tatlı bir sohbette başlamış olur, çoğu sohbetin konusu
da tabii ki yanlışlıkla orucu bozma olaylarını içerirdi. Kahvehanelerde ramazan
ayı boyunca oyun (kağıt ve bilumum oyunlar) oynanmazdı. Gündüzü ilk oruçla
geçen ramazan ayının ilk gecesi, gündüzün aksine hareketli geçerdi.
Kahvehaneler Sahura kadar açık kalır ve insanlar sahur vaktine kadar kahvelerde
sohbetler ederlerdi.
Sahur vakti yaşlaşınca
ramazan davulcusu sokaklara çıkar ve uyuyan insanları bir sonraki oruca
hazırlanmaları için uyandırırdı. Sahur davulcusunun çıkması, kahvehanelerin de
kapanma vaktinin geldiğini gösteren bir işaret gibiydi doğal olarak.
Böyle süre giden ramazan
ayında günler ilerledikçe oruç tutanların, camiye gidenlerin sayısında azalma
başlardı. Teravih namazı öncesinde kasaba halkı, vefat etmiş yakınlarının
hayrına mevlit, yasin okutur ve teravih öncesi teravihe gelenlere ikram edilmek
üzere kıstırma (finger bisküvi arasına lokumun sıkıştırılması ile ayaküstü yapılıp
yenen bir çeşit tatlı), arı maması (gofret), son dönemlerde çikolata vb.
şekerleme türleri cami girişinde bir masaya konulurdu. Tabiî ki bunların
yanında olmazsa olmaz gül suyu. Gelenlere buradaki tatlılardan hangisi varsa
ikramda bulunulur, gül suyu dökerlerdi. Sonrasında tatlısını yiyen, gül suyunu
dökünüp güzel kokan cemaat cami içinde safları doldurur ve yanık sesiyle Hasan
hocanın (Berbergilin Hasan ya da Çolak Hasan dersek hemşerilerimiz daha net
hatırlar) okuduğu mevlidi dinlerlerdi.
Camide ramazana özel bir
durum da teravih namazı arasında toplu olarak salâvat getirmek, insanı farklı
duygulara sürükleyen bir olguydu. Bu salâvatları okurken içimin bir hoş
olduğunu hatırlarım. Son dönemlerde bu salâvatlar yerine ilahi de okunur oldu
teravih arasında.
Benim hatırladığım
dönemlerde aşağı camide Hüseyin Hoca (Lütfü Hocanın Hüseyin), yukarı camide
Hacı Hoca (Merhum Hacı Mustafa Vural) imamlık yapardı. Ramazan ayı ilerledikçe
teravih namazını hızlı kıldıran hoca aranmaya başlanır ve o hocanın cemaati diğerinden
fazla olurdu.
Benim için ramazanı farklı
kılan özelliklerden bir tanesi de çocukluğumuzda teravih sonrası akranlarımızla
toplanıp 3-4 değil, 7’erli, 8’erli guruplarla uzun eşek oynamamızdır.
Gürcülerin Mehmet dayının evin kenarında küçük bir harman yeri vardı. Orada
toplanır ve ciddi sayıda kalabalık bir ekiple uzun eşek oynardık.
Böyle eğlence ve şatafatla
devam eden ramazan ayının sonlarına yaklaştıkça cami cemaatinin sayısı azalır,
kadir gecesi günü bir anda tekrar bütün herkes camide toplanırdı. Sonraki
günlerde azalma olurdu cemaatte ama kadir gecesinden önceki kadar azalmaz ve
bayrama kadar belirli bir yoğunlukla devam ederdi.
Ramazanın ilk haftası
genellikle insanlar birbirlerine iftara gitmezler, kendi evinde iftar ederdi.
Sonraki günlerde karşılıklı iftar davetleri başlardı. Bu da ramazanın ayrı bir
özelliği idi.
Bayram yaklaştıkça bu kez
de bayram hazırlıkları başlar, baklavalar, tatlılar, şekerler hazırlanırdı.
Arefe günü erkekler yakınlarının mezarlarına gider, yıkılan, bozulan yerlerini
düzeltir, fatiha okurlardı. Bu işleme “Toprak Atma” denir ve birisi için
mesela; “Ahmet dayı, toprak atmaya gitti” denilirdi. Kadınlar ise bayramda
yenilecek, eşe-dosta dağıtılacak katmerleri hazırlamakla meşgullerdir. Artık
ramazan ayı bitmiş ve bayram kapıya dayanmıştır. Ramazanın çabuk gelip
geçtiğini ifade etmek için Yayalarlılar arasında “Recep, Şaban, Ramazan,
Hoppala geldi bayram” tekerlemesi sıkça kullanılırdı. Ve gerçektende 11 ay
beklenen ramazan gelmiş ve hızla da gitmiştir. Artık bayram yapma günü
gelmiştir.
Unuttuğumuz bir şey kaldı.
Fitre. Bayram namazından önce verilmesi gereken fitreler ihtiyaç sahiplerine
dağıtılmıştır artık. Geç kalanlar ise sabahın erken saatlerinde, bayram
namazcıları çıkmadan fitrelerini vermeye çalışırlar.
Bayram namazına kasaba
halkından olup da başka yerlerde yaşayanlar da köyde olmaya özen gösterirlerdi.
Bayram namazından ilk çıkan kapının önünde durur ve sonraki çıkanla
bayramlaşırdı. O da ilk çıkanın yanına durur ve böylece tüm cemaat, namaz
sonrası bayramlaşmış olurdu. Bu toplu bayramlaşma için oluşturulan sıranın
aşağı camiden Hacıeyüpgile kadar
uzandığı bile olurdu. Kilcigil, Hacıeyüpgil ve Kelçavuşgilin evlerinin arasında
kalan boşlukta hocalar beklenir ve hocaların öne geçmesi ile toplu halde ve
tekbirler getirilerek musallaya (bizim kasabada musalla taşı mezarın içinde
avlu gibi bir yerdedir) doğru yürünürdü. Burada musallanın ön tarafında
toplanan cemaat yukarı caminin, son dönemlerde de yeni caminin cemaatini
birleşmesi ile toplu bir bayramlaşma yerine dönerdi. Ama burada öncelikle
ölülerin ruhuna aşır (bir miktar Kur’an) okunur, sonrasında dağılırken
bayramlaşılırdı. Mezarlıktaki toplanmanın ardından özellikle arife günü toprak
atmaya mezara gidemeyenler mezarlığa çıkarlar ve vefat etmiş olan yakınlarına fatihalar
okurlar, sonrasında da herkes evine dönerdi. Ve böylece bayram başlamış olurdu.
Hepinizin bayramı şimdiden
mübarek olsun.
3