Bilgiler gelmeye başladı. Gönderen arkadaşlara
teşekkürler. Bu sayfaya komiklikler dedik ama ilginç bilgileri de şimdilik bu
sayfaya koyduk. Zamanla veriler artarsa, ayrı sayfalarda yayınlarız.
YAYALAR’lının biri acemi er olarak İzmir deniz komutanlığına
sevk edilmiş.
Birliğine varan köylüye bölük komtanı sormuş:
-Buraya herhalde torpille geldin.
Köylü:
-Hayır komutanım Sivaslı’dan otobüsle geldim demiş.
FATİH SULTAN
MEHMET ve ADEM ile HAVVA isminde
yaşayan birilerinin kasabamız nüfusuna kayıtlı olduğunu biliyor muydunuz?
Üstelik hepsi de kardeştir.
KİM BUNLAR???
Çallıgilin
Hüseyin Vural ile Zeliha Vural evliliğinden olma çocuklardır.
BÜYÜKTEN KÜÇÜĞE GÖRE
SIRASYILA:
1-ADEM VURAL
2-FATİH VURAL 3-SULTAN VURAL
4-MEHMET VURAL 5-HAVVA VURAL
Ve 1 Ocak 1976
(01.01.1976) tarihinde ismine FATİH konulan ilk bebeğin de Yine FATİH SULTAN
MEHMET Kardeşler içindeki Fatih olduğunu biliyor muydunuz?
Bu kağnıyı bıraksak ne olur?
Bundan
yaklaşık bir 50-60 sene öncesinde yaşanan bir gençlik çılgınlığı. Olay Köprü
deresinde geçiyor. Yayalarlı olanlar bilirler ki, Burasının yolu çok sarp ve
dağlık bir arazidir ve genelde üzüm bağları bulunurdu. Az miktardaki düz
alanında ise bostan ekimi yapılırdı.
Neyse gelelim olayımıza.
Köyden 3-4
delikanlı akşamüzeri dere-tepe gezerken burada bir köylünün kağnısına kabak
yüklediğini ve Orada bıraktığını görmüşler. Kendi aralarında konuşurken, Bu
kağnıyı (öküzleri olmadan) tepeye kadar çıkarırız-çıkaramayız tartışması
başlamış. Deneyip görelim demişler. Artık kaç saat uğraştılarsa yüklü kağnıyı
sarp yoldan tepeye kadar çıkarmışlar. Yorgun argın tepede dinlenirken
içlerinden bir tanesi bu kağnıyı aşağıya bıraksak ne olur demiş??? Deneyip
görmeye karar vermişler ve kağnıyı oradan aşağıya bırakmışlar, tabii ki
kabaklar da kağnı da param parça. Peşinden oradan uzaklaşmışlar.
O kırdaydı.
Olay yine
bundan yaklaşık 40-50 sene önce geçiyor. Gencin bir tanesi kayın babasıyla
birlikte tırpan biçmeye gidiyor. Aynı zamanda kayın babası akrabası. Neyse
çalışmaya başlıyorlar. Canları sigara çekiyor. Kayın baba olan tabakasından
tütün çıkarıp sarıyor ve yakıyor sigarayı, delikanlı melül melül bakıyor. Bir
–iki derken öğle oluyor, kaçamak kaçamak sigara içmeye çalışması da nikotin
eksikliğini gidermiyor. Neyse kayın baba insafa geliyor ve yanında Sigara
içmesine izin veriyor. Akşam oluyor köye dönerken yolda gene tütün sarıp
birlikte içiyorlar. Köye yaklaşınca delikanlı bir tane daha içmek için tütün
sarmaya başlıyor. Kayın baba bu sefer olmaz, o kırdaydı. Diyor ve enseye bir
şaplak indiriyor.
Bir sigara muhabbeti daha…
Yine 1950’li yıllarda delikanlının
birisi anne-babasından gizli gizli sigara içiyor. Eve gelirken de bir ara
giyilmesi kanunen zorunlu olan şapkasının altına paketini saklıyor. Bu arada yağmur başlıyor. Şapka da sigara da
ıslanıyor. Tütünün katranının ve o sarı suyunun yüzünden aşağı süzüldüğünden
habersiz eve gelen delikanlı babasından
bir güzel sopa yiyor tabii ki…